Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 11652 tanesi Türkçe, toplam 14524 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Macintosh kullanıcıları (dilerlerse Windows veya Linux kullanıcıları da) film gösterim programlarında link yerine mms://yayin.harunyahya.tv/HarunYahyaLive
ekleyerek izleyebilirler.
ADNAN OKTAR'IN SUN TV (KONYA) RÖPORTAJINDAN (14 Eylül 2008)
ADNAN OKTAR: Kuran aydınlık bir dindir. Onu bize anlatır, aydınlığı, ferahlığı, neşeyi, sevinci ve estetiği ve güzelliği anlatır. Ama karamsar ruhu kararmış abus ruhlu, kavruk ruhlu bir insanla Kuran’ı yorum edersen o sana bir kabus çıkarıl adeta. Tam bir korku filimi gibi ve karanlık böyle dumanlı, sisli ve kirli bir dünya meydana getiril. Bunun anlattığı şey din değil. Bu kendi ruhundaki karanlığı anlatıyor.
SUNUCU: Kendisi nasıl görmek istiyorsa öyle görür.
ADNAN OKTAR: Evet, ruhu da karanlığı anlatıyor. Din pırıl, pırıl aydınlığın ta kendisidir. Ve ışıktır din, nurdur, bir kafa ferahlığıdır, beyin rahatlığıdır. Huzurdur, neşedir, sevinçtir. Bayram yeri gibi olan ortamdır din. Din bize bunu veril. Ama ruhu karanlık bir adamın yaptığı yoruma da biz uyamayız. Yani ruhu sevinç içinde olan, ruhu aşk içinde olan yaptığı yorum bizim için geçerli olur Kuran’da. Yani ruhu kararmış bir insanın yorumuna biz uyamayız. Yani olay bu.
Günümüzde Türk-İslam dünyasının durumuna bakıldığında, öncelikle dikkat çeken özellik, Müslümanların kendi aralarındaki iletişim kopukluğudur.
Yakın geçmişte İran-Irak Savaşı, Irak’ın Kuveyt’i işgali, Pakistan-Bangladeş Savaşı gibi Müslüman ülkeler arasında savaşlar yaşanmıştır. Bazı Müslüman ülkelerde de etnik ve siyasi sorunlar nedeniyle iç savaş ve çatışmalar görülmektedir. Tüm bunlar, Müslümanlar arasındaki birlikteliğin, olması gereken noktadan çok uzakta olduğunu göstermektedir.
Türk-İslam dünyasının kendi içinde birlikteliğini sağlayamamış olması, birçok Müslüman ülkenin geri kalmasına sebep olmuştur. Türk-İslam dünyası, geniş maddi kaynaklarına ve insan potansiyeline rağmen bilimde, teknolojide, sanatta ve eğitimde istenen seviyeye gelememiştir. Bu sebeple, Türk-İslam dünyasında ülkeler arasındaki kopukluğu giderecek, anlaşmazlıkları çözecek, sosyal, siyasi ve ekonomik işbirliğini sağlayacak bir merkeze acilen ihtiyaç vardır.
İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) ilk Türk Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu: “Başarılı bir demokrasisi olan Türkiye'ye, liderine, yönetimine, siyasi rejimine İslam ülkeleri bugün büyük gıpta ile bakmaktadır. Uluslararası diplomaside de Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi üyeliği vb adımlar atması bölgesindeki rolünü Batı ittifakına ait ve aynı zamanda Müslüman bir ülke olarak daha da artırmıştır. Bölgedeki tüm tarafların gözünde ülkemiz dürüst bir arabulucudur.” şeklinde açıklamada bulundu.
Hz. İsa'nın yeniden yeryüzüne geleceği dönemde bazı insanların, Hz. İsa'nın öldüğü ve ikinci kez gelmeyeceği yanılgılarını sürekli gündemde tutmaları da, Hz. İsa'nın tanınmasını engelleyecek nedenlerden biri olabilir. Oysa Kuran'da Hz. İsa'nın ölmediği ve öldürülmediği açıkça bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde de Hz. İsa'nın ikinci kez yeryüzüne geleceği pek çok detayıyla müjdelenmiştir. Ayrıca Kuran'da Hz. İsa'nın yeniden dünyaya geleceğine işaret eden birçok ayet bulunmaktadır.
Tüm bu gerçeklere rağmen bazı kimseler, konu hakkında yeterince bilgi sahibi olmadıklarından ya da bazı ön yargıları nedeniyle Hz. İsa'nın öldüğü yanılgısını öne sürmekte ve yeniden dünyaya gelmeyeceğini iddia etmektedirler. Bu yanılgıya kapılmış olanların propagandaları, insanların büyük kısmını etkisi altına alıp onların da aynı aldanışla hareket etmelerine neden olabilir. Bu koşullar altında, Hz. İsa ikinci kez yeryüzüne geldiğinde pek çok insan Hz. İsa'yı tanıyamayacak olabilir.
Washington DC'de basılan ve uluslararası çapta takip edilen en köklü siyasi günlük gazete The Washington Post, 8 Kasım 2009 tarihinde "Türkiye'de Yaratılışçılık Verimli Zemin Buluyor" başlıklı bir habere yer verdi. Yaklaşık 1 milyon tirajı ile Amerika'nın en önde gelen üç gazetesinden biri olan The Washington Post, Sayın Adnan Oktar'la yapılan röportajdan kesitlere yer vererek, evrim teorisinin reddedilişinde Harun Yahya eserlerinin etkisine bir kez daha dikkat çekti:
Yaratılışçılık... Müslüman Türkiye’de gelişmiş durumda... Türkler, Allah’ı beşeri işlerden hariç tutması nedeniyle Charles Darwin’in teorisinin bilimsel olarak yanlış olduğunu ve dünyada üzerindeki çatışmaların çoğunun kaynağı olduğunu mücadeleci olarak ortaya koyuyorlar.
Kitab-ı Mukaddes incelendiğinde, üçleme inancının açıkça reddedildiği, Allah’ın sonsuz güç ve kudretinin çok sık vurgulandığı, Hz. İsa (a.s.)’ın insani özelliklere sahip mübarek bir elçi olarak tarif edildiği görülür. Buna rağmen tarih boyunca ve günümüzde bazı Hristiyanlar üçleme yanılgısına inanmayı tercih etmişlerdir. Bu yazımızda amacımız, Allah’ın birçok Kuran ayetinde bildirdiği “iyiliği emredip, kötülükten menetme” emrinin gereğini yerine getirmek ve sağduyulu İsevilerin gerçekleri görmelerine yardımcı olmaktır. Temennimiz ise tüm İsevilerin bu yanılgının farkına varmaları ve tevhid inancına uymayan tüm yanlış inanışlardan tamamen vazgeçmeleridir.
(Yazıda Hristiyanların yanlış bakış açılarının izah edildiği açıklamalarda yer alan ve saygıya uygun olmayan tüm ifadelerden Yüce Rabbimiz olan Allah’ı tenzih ederiz)
Bir kısım Hristiyanlar, yüzyıllardır süregelen çeşitli yönlendirmelerin ve yanlış yorumlamaların etkisinde kalarak “üçleme” yanılgısına kapılmış ve bu yanılgıya sıkı sıkıya bağlanmışlardır. “Allah birdir” demek yerine, Hz. Musa (a.s.)’ın ve Hz. İsa (a.s.)’ın şeriatının temeli olan tevhid inancını terk etmişlerdir. Bu yanlış inanç neticesinde Hz. İsa (a.s.)’ı kendilerince bir ilah olarak görmeye başlamış (Allah’ı tenzih ederiz), son derece büyük ve ciddi bir hatanın içine düşmüşlerdir.
Allah’a inanıp güvenen samimi Hristiyanların bu büyük yanılgıyı acilen terk etmeleri şarttır. Bu çok büyük ve ciddi bir yanılgıdır. Yüce Allah Kuran’da; gösterilen bu çirkin cesaret ve öne sürülen bu son derece yanlış iddiadan dolayı GÖKLERİN PARÇALANACAĞINI, YERİN ÇATLAYACAĞINI, DAĞLARIN YIKILIP ÇÖKECEĞİNİ bildirmiştir:
““Rahman çocuk edinmiştir” dediler. Andolsun, siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz. Neredeyse bundan dolayı, GÖKLER PARAMPARÇA OLACAK, YER ÇATLAYACAK VE DAĞLAR YIKILIP GÖÇECEKTİ. Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar olacaktı.) Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir.” (Meryem Suresi, 88-93)
Yediğiniz lezzetli bir yemek, soluduğunuz hava, içinde bulunduğunuz ortam, tokalaştığınız insanlar sizinle, ne kadar fazla sayıda yabancı maddeyi buluşturuyor farkında mısınız?
Kimi zaman içtiğiniz suda bile sizi hasta edebilecek mikroplar, ne zaman harekete geçeceği belli olmayan tehlikeli virüsler vardır. Ancak gün içinde defalarca vücudunuza giren bu zararlı maddelerin varlığını fark etmezsiniz bile. Bunun nedeni size zararlı şeyleri tespit edip yok etmekle özel olarak görevlendirilmiş bir ordunun varlığıdır. Yüce Allah’ın insanlar için büyük bir nimet olarak yarattığı ve dünyada eşi benzeri olmayan bu üstün savunma ordusu, damarlarınızın içinde sürekli olarak devriye gezmektedir.
Akyuvarlar ya da diğer adı ile lökositler, beyaz kan hücreleridir. Normal şartlarda ortalama 1 mm3 kanda 6-10 bin arasında akyuvar bulunmaktadır. Dolaşım içinde ortalama 500 alyuvara karşılık bir tek akyuvar bulunur. Eğer dolaşımdaki tüm akyuvarlar bir araya toplanabilseler, bir kahve fincanını ancak doldurabilirler. (The Human Body: An Intelligent Design, Alan L. Gillen, Frank J. Sherwin III, Alan C. Knowies, Creation Research Society Books, number 8, sf. 113-114) Ancak vücutta bir enfeksiyon baş gösterdiğinde akyuvarların sayısı 1 mm3 kanda 30 bine kadar yükselebilmektedir. (Regina Avraham, The Circulatory System, The Encyclopedia of Health, sf. 50)
Bu hücreler savaşçı hücrelerdir. Vücuda giren her türlü yabancı maddeyi tanır ve onlarla savaşırlar. Bir kısmı doğrudan mikroplarla savaşırken, bir kısmı da yabancı molekülleri ve mikropları tanıyarak sistemi uyarır. Şimdi akyuvarların vücut içindeki bu mücadelesini inceleyim.