Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 11202 tanesi Türkçe, toplam 14018 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Sayın Adnan Oktar'ın Gaziantep Olay TV ve Tempo TV'deki Canlı Röportajı (15 Ocak 2010)
Ocak 2010
SUNUCU: Her akşam canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Başbaşa programına hoş geldiniz. Yanımda birbirinden kıymetli konuklarım var. Beyin cerrahı Oktar Babuna ve bütün dünyada kitapları büyük bir ilgi ile takip edilen yazar Adnan Oktar, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Allah’a hamdolsun, çok iyiyiz, sizler de iyisiniz maşaAllah.
SUNUCU: İyiyiz, çok iyiyiz. Çok kısa bir hatırlatma yapmak istiyorum. Bugün Gaziantep Olay Tv ve Tempo Tv ekranlarından sizlere sesleniyoruz. Ayrıca bizleri dinleyebileceğiniz radyo istasyonları ve internet siteleri; radyolarımız Mavi Karadeniz Radyo 106.4, Radyo Star 94.0 Aksaray, Güneydoğu Radyo 99.6, Emek Radyo 101 Mardin, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Keyif Fm 92.7 Nevşehir, Radyo 37 95.2 Kastamonu, ASR Fm 96.0 Adıyaman, Ilgın Fm 97.4 Konya. İnternet siteleri www.haberhilal.com, www.harunyahya.tv , www.bugraayan.com ,www.selamhaber.com Hocam nasıl başlamak istersiniz; bize gelen sorularla mı başlamak istersiniz yoksa sizin başlamak istediğiniz bir konunuz var mı?
ADNAN OKTAR: Efendim, Oktar Hocam Pazar günü misafirlerim geliyor, hahamlar, dini grupların liderleri değil mi, Ortodoksların liderleri, efendim bayağı bir ekiple geliyorlar, şeylerin hatta diğer o adını sanını duymadığımız bazı dini gruplar var onların liderleri de geliyorlar. Hükümetten yine görevli birisi de gelecek. Ondan sonra bir basın toplantısı da yaparız herhalde tahmin ediyorum, basının da soracağı şeyler vardır. O arada başka neler gelecek, Gilat’ın babası da geliyor, ondan sonra o bir sevimli köfte bir oğlu var onun, Filistin’li arkadaşlar, kardeşler, Müslümanlar kaçırmışlar. Onlar da bizim kardeşimiz tabii, kaçıran İsmailoğullarından, kaçırılan Yakupoğullarından; kardeş kardeşi kaçırıyor nasıl oluyorsa bu. Tabii bizim gönlümüz istiyor ki Gilat bir an önce gitsin ailesinin yanına, çocuk mazlum yazık yani ama yine gönlümüz istiyor ki o Filistin hapishanelerindeki annelerimiz, kızkardeşlerimiz bir an önce kurtulsunlar. Hiç keyfi, suni bu olaylar oluyor, ne gerek kardeşim ne gerek. Koskoca Filistin, koskoca İsrail zaten bir avuç insan var orada o arazi kime yetmiyor? Hayır, yetmiyorsa gelsinler buralara kadar gelsinler kardeşim onlar bizim ciğerimiz, yani toprak sorunu yok ki bir şey yok ki, yani bu kadar birbirlerini ezmeleri, üzmeleri çok çok yanlış bütün İsrail cezaevleri boşalsın. Gilat’ımızı da bıraksınlar o sevimliyi annesi ile babası ile kucaklaşsın değil mi?
OKTAR BABUNA: 3,5 sene olmuş Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah Mesih (a.s)’ın soluğunu duyuyoruz. Musevilerin binlerce senedir beklediği Mesih (a.s) yani Mehdi (a.s)’nin nefesi her yeri kapladı, inşaAllah Mehdiyetin zıl ve gölgesi ta İsrail’e kadar geldi. İsrail’in böyle huyundaki mülâyemet de yine Mesih (a.s)’ın nefesinden kaynaklanıyor. İsrail böyle bir şeyi asla yapmaz normalde yani böyle yumuşaması, şefkatli sevecen bir üsluba girmesi Mesih’in devreye girdiğini gösteriyor. Yani Mesih Mehdi (a.s)’ın devreye girdiğini gösteriyor. Ama canımızın canı güzeller güzeli Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişiyle bayram tam yerine gelmiş olacak. Tam sevincimiz oturacak o arada evanjeliklerin lideri de geliyor İsrail’den, evanjelikler, o çok önemli tabii evanjelikler çünkü Amerika’ya hâkim olan düşünce budur, Evanjeliklerdir. Yani savaşa karar veren düşünce de olur Evanjelikler, inşaAllah onlarla da görüşeceğiz, sonuçta inşaAllah güzel şeyler olacak.
OKTAR BABUNA: İsrail’de size muazzam bir itibar var Hocam birkaç gün önce sizi temsilen İsrail Ulusal Radyosuna bağlanmıştım, konu İslam ve ahir zamandı. Davetli olan profesör bir Musevi profesörü İslam uzmanı söze zaten sizin adınızla başladı, Adnan Oktar dedi, ahir zamanı anlattı, dedi. Ben o kısma girmeyeceğim dedi. Ben başka bir yönünü anlatmak istiyorum diye de söze başlamıştı böyle. Çok itibar ediyorlar böyle maşaAllah size her bakımdan.
ADNAN OKTAR: İsrail’deki o bütün duvarları yıkacağız. Allah’ın izniyle, ta Eriha’da, Sina Dağı’nda efendim ta Irak’ta, Türkiye’de her yerde inşaAllah, o mübarek nesil rahat rahat yaşayacak onlar bizim kardeşlerimiz, canlarımız can güvenliği içerisinde her devlet bağımsız, kendi içerisinde milli yapısını muhafaza edecek. Ama yoğun bir sevgi ve şefkat hâkim olacak. İsrailoğullarının yüzyıllardan beri beklediği bu altın çağ bu güzellik çağı da inşaAllah başlamış olacak.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, siz Türk İslam Birliği’ni anlatınca İsrail’in de bu duvarlardan kurtulması gerektiği, onları da güvence altına alacaklarını, çok rahatladılar Hocam dindarlar, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki onlar bizim canlarımız, bütün Müslüman kardeşlerimiz de inşaAllah, müthiş bir ferahlık bolluk ve ekonomik ferahlığa kavuşacaklar inşaAllah. Kadınlar diyor yanında hiç kimse olmadan, her yere gider seyahat edecekler diyor. Müthiş bir huzur ortamı olacak. Çünkü insanlar şu an çok kötü, büyük bir bölümü kötü dünya yani çok berbat.
SUNUCU: Hatta bununla ilgili Hocam İsrail’le ilgili bir sorumuz var. Size yöneltmek istiyorum. “Değerli Hocam İsrail’le Türkiye arasındaki geçici gerginlik İsrail Dış İşleri bakan yardımcısının geri adım atarak özür dilemesi ile sona erdi. Bazı çevreler İsrail’in bölgesinde yanlış yazılmasının bu geri adımla önemli bir rol oynadığını söylüyorlar. Hocam sizin İsrail’deki Musevilerle diyalogunuzun ne kadar samimi ve birleştirici olduğunu gördüm; kanaatimce İsrail’de bulunan hahamlar bu özrü etkili oldu, siz ne dersiniz? Hülya Oğuzoğlu.”
ADNAN OKTAR: Hülya kardeşimizin hüsnüzannı inşaAllah doğrudur. Ama bu bir gerçek ki İsrail’i hahamlar yönetiyor diyebiliriz yani. Hahamların etkisi çok büyüktür İsrail’de. Özellikle Sanhedrin Meclisi ve yüksek dereceli hahamlar, Rabbani bilginler, değil mi yüksek bilginler; bunlar İsrail’de eskiden beri, taa en başından beri çok etkilidir bu insanlar. Tabii ki aklıselim hâkim oluyor, çünkü oradaki hareket çok çocukça yani benim sandalyem yüksek senin sandalyen alçak... şaka gibi yani çok acayip böyle hareket. Yani tam anlamıyla çocukça, bilmiyorum nasıl oldu bu inanılır gibi değil. Elçimiz herhalde orada hüsnü zan etti, çünkü hiç karşılaşmadığı bir olay olduğu için. İsrail’le eskiden beri dostluk politikası içerisindeyiz. Boş bulunmuş olabilir insanlık hali tabii ben suçlamıyorum da. Ama İsrail tabii çok efendice bir tavır gösterdi, tekrar tekrar özür diledi. Bu Mesih (as)’in nefesini gösteriyor, Mehdi (a.s) (as)’nin nefesinin her yeri sardığını gösteriyor. Tebrik ediyorum İsrail’i, inşaAllah sevginin, şefkatin, merhametin peşinde büyük bir gayretle gidecekler inşaAllah. Bütün bölgedeki İsrailoğulları sevilecek, Peygamber nesli olarak sevilecekler, ondan sonra derin bir şefkat ve muhabbetle bağırlarına basacaklar inşaAllah. Onların özgürlük yılları geldi. Filistin’in özgürlük yılları geldi. Arap kardeşlerimizin, bütün Müslüman âleminin özgürlük, mutluluk ve sevinç yılları geldi artık. Şeytan bir oyun oynamıştı, şeytanın boynunu kırdık. Yani arkaya çevirdik boynunu şeytanın. Tabii. Bağırta, bağırta boynunu kırdık şeytanın. Şeytanın en az, yaklaşık 70 yıl kadar, 70-80 yıl kadar artık bir oyun oynayacak hali yok. Ama o köpek sonra yine ortaya çıkacak. Yani (Hicri) 1508, 1509, 1510’lar gibi artmaya başlayacak, gittikçe artacak artacak, taa ki 1543 yılına kadar. Hicri 1543’ten sonra, Kuran yok ondan sonra. Kuran göğe ref ediliyor 1543’ten sonra. Tek bir satır Kuran ayeti bulamayacak insanlar. Allah’tan bahseden olmayacak, Allah’tan bahsedeni hemen öldürecekler. Zaten Allah’tan bahseden de hemen hemen hiç kalmayacak o devirde, son kalanları da “Allah güzel bir rüzgâr gönderir” diyor. “Son, göğe hepsinin canını alır” diyor (Bediüzzaman Said Nursi). 2 yıl kadar tam imansız ve dinsizlerin kaldığı bir ortam olacaktır. 1545’te, belki de İstanbul saatiyle 15.45’te şiddetli bir çarpmayla, adeta böyle karpuza balyoz vurmuş gibi yani darmekeşan olacak diyor. 1, 2 ve 3. Önce 1. vuruş, sonra 2. bir vuruş sonra 3. vuruş. Mesela diyorlar ki; 30 yıl sonra bir göktaşı Türkiye’ye çarpacak, dünyaya çarpacak. Kardeşim, dünyaya göktaşı çarpmayacak. Ne zaman çarpacak biliyor musunuz? 1545’te çarpacak. Eskiden beri derler işte, göktaşı geçiyor. Yine öyle diyecekler bakın diyecekler ki teğet geçecek dokunmayacak diyecekler. Hiçbir şey olmayacak diyecekler. 30 km ötesinden, 100 km öteden geçecek diyecekler. Ama öyle olmayacak işte. Tam anlamıyla bindirecek. Onu diyor, ikinci bir çarpma izler diyor Allah ayette. 3. Allahualem o Tarık yıldızı son.
OKTAR BABUNA: Bu, sizin bu dediğinizle ilgili bu yönde Hocam geçtiğimiz günlerde gazetede haber çıkmış. Dünyanın sonu Süpernova’dan bekleniyor diye. Sizin dediğiniz gibi Hocam, siz yıldız çarpacak diyorsunuz inşaAllah. Bu şekilde olabilir mi?
ADNAN OKTAR: İşte Süpernova…Evet.
Dün Ömer Çelakıl vardı bir de muhterem bir Hocaefendi daha vardı ismini bilmiyorum Habertürk’te, bir de sevimli bir genç kız vardı böyle çok dindar, efendi bir hanım. Efendi bir insan, mübarek bir insan yani maşaAllah güzel huylu onu tebrik ediyorum. Çok güzel onun ahlakı da. Keşke Haber Türk hep böyle… Neyse…
Çocukcağızı (Ömer Çelakıl) geçen sefer ne kadar sıkıştırmışlardı. Yani ne kadar çirkin hareketti, ne kadar rahatsız edici hareketti. Neredeyse çocuğu döveceklerdi. Allah Allah. Ne oluyorsunuz? Çocuk gelmiş oraya gayet böyle samimi, Allah’tan, dinden bahsediyor, Kuran hükmü demiyor, farzdır demiyor, harika diyor, şaşırtıcı, bundan hüküm çıkar da demiyor. Yani bu kadar köpürecek ne var? Cübbeli’nin elini ayağını öpeceklerdi neredeyse değil mi? Çocuğa geldiler acayip hareketler. Ama ben dedim şimdi bu, herhalde durumu düzeltecekler dedim. Hakikaten de durumu düzelttiler. Çünkü o kız, hanım kız çok efendi zaten çok terbiyeli. Onlar da efendiler ama aslında üslup bazen kayıyor yani, bazen de çok acayip hareketler yapıyorlar. İnşaAllah düzeltirler. Anlatımlarında yalnız ben yanlış mı anladım, milyarlarca yıl sonra bir Kıyamet beklentisi var gibi üslup var. O yanlış. Çünkü bakın her bin yıl da bir, her beş yüz yılda bir Peygamber gelmiştir. Ulu’l azim Peygamber gelmiştir. Şimdi Peygamberimiz (sav) son Peygamber. Bu ne demek biliyor musunuz? Kıyamet, çok kısa süre sonra bekleniyor demektir. Son Peygamberin anlamı, en fazla bin yıl, bin beş yüz yıl geçtikten sonra Kıyamet kopacak demektir. Anlamı bu. Yani öyle olsa, yani eğer dedikleri gibi milyonlarca sene devam ediyor olsa, Allah Peygamberlerini hiç kesmezdi sürekli devam ederdi. Son Peygamber olması, yani Peygamberimiz (sav)’in de Kıyamet alameti olduğunu gösteriyor gelişini. Kuran’ın gelişi de bir Kıyamet alametidir. O yüzden yani o kadar uzun bir süre yok. Yani Cübbeli’nin dediği gibi de uzun süre yok, 1545 doğru, hicri 1545 yani 2120. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, siz defahatle söylediniz Hz.İsa (as)’nın gelişi için de Allah ayette şeytandan Allah’a sığınırım “Kıyamet için bir alamettir” diyor. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Peygamber Efendimizin (sav) gelmesi son ahir zaman Peygamberidir zaten. Peygamberimizin (sav) gelmesi bir Kıyamet alametidir. Kuran’ın inişi de. Ama Kuran’da Hz. Mesih (as)’in inişi, son alametlerden artık Mesih (as) geldi mi artık baş göz üzerinedir. Yani o kadar yakın. Mehdi (a.s), Mesih (a.s) Dabbet-ül Arz. Yalnız kardeşlerimiz onu biraz karıştırıyorlar işte. Hocam diyorlar siz Dabbet-ül Arz’a zamanında başka bir şey demiştiniz... Şimdi onlar yine doğru. Mesela ben dedim ki, AIDS hastalığı da bir Dabbet-ül arz’dır. Yani o yönüyle doğru. Ama yani asıl anlamıyla bilgisayar olduğu anlaşılıyor. Yani çok net, birinci anlamı olarak; işari mana olarak AIDS’e bakar. Ama birinci anlamı olarak, net anlamı olarak bilgisayar olduğu anlaşılıyor daha önce anlatmıştım.
OKTAR BABUNA: Evet çok detaylı anlattınız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yecüc ve Mecüc de zuhur etmiştir, 1. Dünya Harbi ve 2. Dünya Harbi’dir. Yani o devrin saldırganlarıdır. Çünkü “her bir tepeden aktıklarını görürsün” diyor Allah ayette. Tepelerden Alman motorsikletleri, Alman tankları, İtalyan tankları, İtalyan Alman askerleri, Rus askerleri her bir tepeden aktılar o devirde. Bütün dünya savaş alanına döndü ve 350 milyon insan öldü. Şimdi Yecüc-Mecüc gelse zaten dünya nüfusu yetmez o zaman. Yapsa yapsa bunu yapacak işte Yecüc-Mecüc. Dolayısıyla bu iki hareketin Yecüc ve Mecüc hareketi olduğu anlaşılıyor. Bilgisayarın da Dabbet-ül Arz olduğu anlaşılıyor. Bir duman zuhuru var. Duman zuhuru da Allahualem bu Çernobil’deki olay. Çünkü bir duman diyor, etrafı kaplar diyor. İnsanlar Allah’a tevbe ederler diyor. Hakikatten çok riskli bir durum olmuştu. Ve insanlar diyor nezleye benzer bir hastalığa yakalanır diyor. Şiddetli bir etki meydana getirmediğini söylüyor. Çernobil etkisinin hakikaten insanlarda, vücut dirençleri kırıldı ve nezleye yatkın, nezleyi andıran bir hastalık yayıldı. O yönüyle duman zuhuru da o Allahualem. Mehdi (a.s)’nin zuhurunu zaten Said Nursi Hazretleri söylüyor. Benim gördüğüm Mehdi (a.s) zuhur etti, çok net. İstanbul’daki o yobaz Hoca, Mehdi (a.s)’ye karşı zuhur edecek o yobaz Hoca, o da zuhur etti. Bir siperden diyor, bir topal harekete geçer, atak yapar diyor. Bu da oluştu. Kenan isimli biri çıkacak deniyor ahir zamanda, bu da çıktı, Kenane. Ondan sonra, hatta Mehdi (a.s)’ye ortam hazırlayacak Kahtani var. Kahtani de çıkmıştır. Üstad da, Bediüzzaman Hazretleri de Mehdi (a.s)’ye zemin hazırlayan ahir zamanın çok önemli, çok harika şahıslarından birisidir. Atatürkümüz de yine Mehdi (a.s)’ye zemin hazırlayan olağanüstü bir şahıstır, muhterem bir insandır. İnsanların bize göstermek istedikleri bir Atatürk vardı. Biz Atatürk’ün gerçeğini anlatınca bütün sahte Atatürkçüler piyasadan çekildiler. Son bir atak bir çırpınmaya kalktılar. İşte Atatürk... gökten geldiğine inanılan şeylerle biz devlet yönetmeyiz dedi, diyor. Gidin bir mason toplantısına bakın. Adamlar diyorlar, biz şeytanla gökten bağlantı kuruyoruz diyorlar. Gökten alıyoruz ilhamımızı diyorlar. Ve biz bununla devlet, memleket yönetiyoruz diyor masonlar. Atatürk de mason localarını kapatmıştır. Böyle sapık inançlara ben karşıyım diyor Atatürk. Kuran’dan orada bahsediyor mu? Ben Kuran’a karşıyım diyor mu? Kuran’ı cebinde gezdiriyor Atatürk. Yani bu kadar akılsızlık olur mu? Bunda anlaşılmayacak ne var? Elmalı Tefsiri’ni niye yaptırdı o zaman? Buhari tefsirini niye yaptırdı? Peygamberimizin hayatını niye hazırlattı? Niye Kuran’a tam uyalım dedi? Niye Resulullah’a tam uyalım diyor o zaman? Vefatından 10 gün önce falan bu söylediği, bak, Kuran’a tam uyalım diyor. Resulullah’ın yolunu da tam takip edelim diyor, çok açık bir ifade. Niye yalan söylüyorsunuz? Gökten şeytanla bağlantıya geçiyor masonlar. Bunu kastediyor. Bunu oturup anlamazdan gelip bize maval okumanın âlemi yok. Atatürk Türkçe’yi çok iyi kullanan bir insan. Kimseden çekinmez. Niye ima yollu konuşsun. Anadolu’da Kuran dağıttıran insan, her akşam Kuran tilaveti yaptıran insan, Kuran’ı hayranlıkla dinleyen ve iç geçiren, Allah diyor, aşka gelip Allah diyor, Kuran’a inanmayan kâfirdir diyen insan, kâfirdir diyor Kuran’a inanmayan, niçin öyle bir şey söylesin?
OKTAR BABUNA: Dinsiz biri olamaz diyor. Mutlaka inanıyordur diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, dinsiz bir insan mümkün değil diyor Atatürk, imkânsız diyor. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur diyor. Millet yıkılır diyor. Bölünür ve parçalanır diyor. Böyle insan bunu söyler mi?
OKTAR BABUNA: Tam tersi, siz daha iyi bilirsiniz İnşaAllah, komünizme karşı. Komünizm ezilmeli diyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, beyler diyor, şurası unutulmamalıdır ki diyor, Türk âleminin, bütün Türklük âleminin en büyük düşmanı komünistliktir diyor. Türklük âleminin, Türkiye’nin demiyor, Türklük âleminin ki Kazakistan, Türkmenistan, hepsini kontrolü altına aldı komünizm, Azerbaycan, en büyük düşmanı komünistliktir diyor. Behemehâl diyor, her görüldüğü yerde ezilmelidir diyor. Atatürk’ün çekincesi yok ki istese söylerdi. Ben komünistliği ilan ediyorum derdi. İnanmadığını da söyleyebilirdi. Çekinen bir insan değil Atatürk. Neyse o an inandığı söylüyor. Onun için bana hiç kimse maval okumasın. Yok, şöyleydi, böyleydi. Bak en sonunda yapamadılar onu, imanını, milliyetçiliğini çekemediler. Gece gündüz kilo hesabıyla kinin verip şehit olmasına sebep oldular. Ondan sonra da alkolden öldü diye ortaya çıktılar. Hayır, alkol alıyordu, doğru. Ama birçok insan alkol alıyor ve hiçkimse de alkolden ölmüyor. Çok nadirdir. Bayağı iyiydi bakımı Atatürk’ün. Kilo hesabıyla kinin çıktı bulunduğu yerlerden, kutu kutu kininler. Hayır, niçin verildiği de belli değil. Kininlik ne var yani? Yanlış teşhis koydular. O devrin bir karanlığı o. İşte iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün bir olayı da bu benim anladığım. İddia edilen Ergenekon Örgütü o zaman da vardı. Baktılar işlerine gelmedi. Baktılar Türk milliyetçisi, Müslüman evladı, Büyük Türkiyeci, Türk-İslam Birliği’ni savunuyor. Hemen başladılar kinine. Başka bir şahsa daha yapmışlardı, biliyorsunuz. Adamcağızı öldürmek üzereydiler. Zor kurtuldu. İddia edilen Ergenekon Örgütü… Tabii, bunların yapmadığı iş değil bu. Doktor kanalıyla adam öldürmeye kalkmak. Bu adamların yapmadığı iş değil bu İnşaAllah.
SUNUCU: Ben bir hatırlatma yapmak istiyorum Hocam izninizle. www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresindeniletebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Hocam bir sorumuz daha var, onu da size yöneltsem.
“Adnan Hocam, sizin vesilenizle Kuran mucizelerini öğrendim ve imanım çok arttı. Örneğin Kamer (Ay) isimli sureden Kuran’ın sonuna kadar 1389 ayet var. Hicri takvimde 1389 yılı miladi takvime göre 1969 yılına denk geliyor. Ve bu da Ay’a çıkış tarihini veriyor. Ayrıca Hocam, Allah Kamer Suresi’nin ilk ayetinde “Saat (Kıyamet vakti) yakınlaştı ve Ay yarıldı” diye bildiriliyor. Hocam 1969 yılında gerçekleşen bu olayı Kıyamet alameti olarak değerlendirebilir miyiz? Çünkü Allah aynı ayette hem ay ayrıldı hem de Kıyamet vakti yakınlaştı diye bildiriyor.” Ecehan Bostan, İzmir’den.
ADNAN OKTAR: Evet güzel, doğru söylemiş kardeşimiz. Ecehan’ın yazısına bakabilir miyim? Efendim, hicri 1389 yılı miladi takvimde 1969 yılına denk geliyor diyor. Kamer (Ay) isimli sureden Kuran’ın sonuna kadar tam 1389 ayet var. Allah Allah, maşaAllah. Bunu bilgisayardan saymak mümkün oluyor mu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şahane, bu bilgisayar dehşet işte, Dabbet-ül Arz diyoruz, nereden çıkarttın diyorlar. Kuran anlatıyor işte maşaAllah. Hicri takvimde 1389 yılı miladi takvimde 1969 yılına denk geliyor. Ve bu Ay’a çıkış tarihini veriyor. Doğru. “Ayrıca Hocam, Allah Kamer Suresi’nin ilk ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım, “Saat (Kıyamet vakti) yakınlaştı ve Ay yarıldı” diye bildiriliyor. 69 yılında gerçekleşen bu olayı Kıyamet alameti olarak değerlendirebilir miyiz?” Evet, ama orada Ay’ı hakikatten adamlar çapayla yardılar inip Ay’a. Kuran’da yarma diye geçilen kelime Arapçasına bakıldığında toprağın yarılması, çapayla veyahut herhangi bir cisimle de yarılması anlamında kullanılan herhangi bir kelime. Dolayısıyla tam mutabık... Peygamber Efendimiz (sav) zamanında bir mucize olarak Ay yarılmıştır. Yani çok kısa bir süreyle Ay ayrı gösterilmiştir insanlara. Kısa bir süre ve sonra geri kapanmıştır. Peygamber Efendimizin (sav) gösterdiği mucizelerden bir tanesidir. Ama kimisi halüsinasyon gördüğünü iddia etmiştir. İşte bizim gözümüze göründü. Kimisi bizi hipnoz etti, hipnozun etkisiyle bunu anlayamadık. Bize öyle göründü dediler ve tevil ettiler. Anlamazlıktan geldiler. Hâlbuki Ay ikiye ayrıldı ve yeniden yapıştı. İnsanlar bunu bu şekilde gördüler. Fakat aynı zamanda bu olaya bakıyor. Çapayla yarılması, insanoğlu eliyle, insan eliyle yarılma kastediliyor burada. Bu olmuştur. Neil Armstrong değil mi? Neydi o adamın adı? Birileri vardı hani.
OKTAR BABUNA: Armstrong çıktı Hocam İnşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR: O değil mi? Çapayla gitti, taşı toprağından aldı, buraya getirdi Ay toprağından. İşte Kuran’ın bir işareti de bu. Ecehan Bostan, İzmir’den, İzmir’in aslanına buradan selam. İnşaAllah.
Oktar Hocam sen bize bir şeyler anlatmak istiyor musun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bakteri kamçısı var. Bakterilerde çok küçük bir motor var Hocam İnşaAllah, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bu sizin filminizden zaten, hatta seslendirebiliriz de. Tam dönüş hareketi meydana getiriyor burada görüldüğü gibi. Bu tabii gözle görülemeyecek kadar ufaklıkta bir motor. Burada tabii büyütülmüş temsili resmi canlandırılıyor ama mükemmel çalışabilen bir motor. Çok süratli hareket edebiliyorlar.
ADNAN OKTAR: Kanat gibi kullanıyorlar. 40 ayrı parçadan oluşuyor.
OKTAR BABUNA: 40 ayrı parçadan oluşuyor Hocam. Amerikalı bir bilim adamı Jonathan Wells diye. Bu diyor indirgenemez kompleks bir yapıya sahiptir. 240 ayrı proteinden teşekkül ediyor motor.
ADNAN OKTAR: Tabii tesadüfen olduğunu iddia ediyorlar.
OKTAR BABUNA: Hâlbuki bilim bize şunu gösteriyor bir parçası bile eksik olsa çalışmıyor, yer değiştirse veya eksik olsa. Yani evrimin kendi mantığı içinde bile son derece mantıksız. Özetle şunu söylüyorlar. Söylenen, siz daha iyi bilirsiniz Hocam İnşaAllah, bu tek tek parçaların birleşmesiyle tesadüfen, evrimin iddia ettiği gibi oluşamaz. Çünkü 240 parça tamam olmadığı zaman kesinlikle çalışmıyor. Ayrıca enerji elde edecek sitemin de olması gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Bu proteinlerin tam olması gerekiyor. Bir protein tesadüfen olması mümkün değil bir kere, 240 tanesinin ne kadar olsun artık. Bir de 40 parça oluşması gerekiyor ayrıca. O 40 parça da mühendislik harikası.
OKTAR BABUNA: Yani bu, teknolojik olarak taklit etmek mümkün değil. Bu kadar ufak bir motor yapmak, bugün ki teknolojiyle mümkün değil.
ADNAN OKTAR: Darwinistlerin kafasına öyle bir kamçı vursak, süper olur inşaAllah.
SUNUCU: Kuran’la ilgili bir sorumuz daha var Hocam yine size yöneltilen. “Pek Sevgili Hocam, Kuran’dan ve hadislerden bize ahir zamanda yaşadığımızı anlatıyorsunuz. Bu açıklamalarınız beni çok etkiledi. Fakat bu durumda Kıyametin çok yakın olduğu bir dönemde yaşayan bir kişi olarak benim ne yapmam gerekir? Hocam siz çok önemli hizmetler yapıyorsunuz. Peki ya bizim gibi sıradan, halktan kişilerin ne yapması gerekir? Bu konuda tavsiyenize çok ihtiyacım var Hocam. Allah razı olsun Selamlar, Malezya’dan Azla Şah.”
ADNAN OKTAR: Evet, bütün müminler Allah Katında herhangi bir insandır, mazlum insanlardır. Yani kimsenin kimseye bir üstünlüğü yok bu dünyada. Kardeşimiz o konuda tevazu gösteriyor ama biz de Allah’ın zavallı bir kuluyuz, o da Allah’ın zavallı bir kulu yani. Tüm insanlar mazlumdur. İnsanlar küçüktür, Allah büyüktür. Biz sonsuz küçüğüz, Allah sonsuz büyüktür inşaAllah. Biz ne yapacağız? Bir kere sevgi; sevgi, Allah sevgisi, Allah korkusu, Allah’a iman ve iman hakikatlerini çok iyi bilmek... Mesela bakteri kamçısı diye anlattığın olay, bu Darwinistlere ahirette sorulacak, bunu anlatacaklar. Her parçayı ayrı tarif ettirecek Allah, her bölümünü. O proteinlerin teker teker, yani hepsinin bol vakitleri olacak. Yüzyıllarca sürüyor sorgulamaları. Yani terden, böyle bunter içinde kalırlar diyor hadiste. Yani o sıkıntıdan sürekli terlerler diyor. Her şey teker teker sorulacak. Yani çünkü biliyor, okuyorlar. O bakteri kamçısı, proteinin yapısı, hücrelerin yapısı, kofullar, mitokondriler, arabalar nasıl oldu? Beyinde görüntü nasıl oluştu? Hepsini tek tek itiraf edecekler ahirette, ahlaksızlık yaptıklarını kim yaptıysa. Ama hakikaten kafası basmadığı için yapanlar varsa, o ayrı mesele, onu Allah ona göre takdir eder. Yani kafasında bir sorun varsa, ama ahlaksızlığından dolayı yani zulüm ve büyüklenme dolayısıylaysa vay yandı yani. İnşaAllah.
SUNUCU: Hayatı çok müsvette yaşayanlar var Hocam. Yani bunu temize çekmeye vakit bulamıyorlar sonra, sonra da iş işten geçince ah Allah vah Allah diyorlar. Ama iş işten de geçiyor.
ADNAN OKTAR: Evet, o çok yaygın. Sıkıştıklarında Allah’a dua edip değil mi, öbür türlü yanaşmıyorlar.
Bir de şimdi gençlik, ben kendi tabii lise yıllarımdan da, ortaokul yıllarımdan tespit ederdim yani iyi gözlemciyimdir. Mesela bir topluluk böyle, züppe ağızlıysa, oraya gelen çocuk da züppe moduna giriyor. Eğer topluluk dindarsa, o da dindar moduna giriyor. Yani bukalemun gibi şekil alıyor. Yani sorun oradan kaynaklanıyor. Mesela geçenlerde de anlattım; mesela bir yaş günü oluyor, bakıyorlar çocuklar içeridekilerin hepsi züppeyse böyle züppe havası verdiyse, hepsi o modda böyle çılgın hareketler, elini havaya kaldırıyor, anormal hareketler, anormal bağırmalar. Hâlbuki aklı başında, makul insan oluyor normalde konuşsan. Mesela deli deli cevaplar. Böyle hani cins şarkıcılar olur ya böyle abuk subuk cevaplar verirler soru sorarsın. Nasılsın diyorsun değil mi? İşte güneş gibi iyiyim diyor bilmem ne falan böyle. Yani adamı şoka sokuyor insanları, zırvalıyor. Şimdi onlar da öyle mesela züppelikle insanları şoka sokuyor. Hayretler içinde bırakıyor. İşte uyuşturucu sohbeti açıyor, onları tedirgin etmeye çalışıyor. Yani psikopatlıklarından bahsediyor. Kendisinin satanist olduğundan bahsediyor. Adamların tabii kanı iliği çekiliyor aman dur satanistmiş dokunmayalım filan. Hâlbuki ortada hiçbir şey yok bakıyorsun gariban Anadolu çocuğu, mazlum bir şey. Teke tek konuştuğunda öyle bir konu yok. Fakat buna direnemiyorlar. Yüksek şahsiyet gösteremiyorlar. Hâlbuki insan çok karakterli olması lazım... Yani dinsizlerin içine girdiyse tamam saygı duyarsın onlara insan olarak ama inancını muhafaza edersin. İnancının gereğini de yaparsın. Ne yapacak adam sana öldürecek hali yok ya. Ölüm tehlikesi var ise zaten imanını gizleyebilir insan. Ölüm tehlikesi var ise. Ama öyle bir ortam da çok zor değil mi?
OKTAR BABUNA: Üniversitede ölüm tehlikesi vardı Hocam. Hiç öyle bir şey yoktu. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evvel Allah. Evvel Allah. Bizim ev Ortaköy’de en yukardaydı. Özellikle yani ölümden, öldürülmekten hiçbir şekilde yılmadım. Korkmadığımı göstermek için. Şehit olmaktan zevk alacağımı göstermek için daha doğrusu. Çünkü biz şehitlik umuyoruz. Ortaköy’den ta deniz kenarındaki camiye kadar yürüyerek gidiyordum. Sabah karanlık vakti böyle. Tam beni vuracakları ortam işte. Şahit yok bir şey yok bomboş ortam. Gelsin vursunlar. Vuramazlar çünkü ben vazifemi yapacağım. Ben vazifemi yapmadan kimse beni vuramaz. İnşaAllah. Yani Allah’ın benim için takdir ettiği bir zaman var. O vakit gelmeden böyle üç kuşak evvel sülaleleri gelse, orduları ile gelseler yine bir şey yapamazlar. Hiçbir şey yapamazlar. Düşündüm ben şimdi yani tebliğ yapmazsam, çekinsem, tedbir almış olsam yani ne olacağı belli. Müslümanların hepsinin o kafada o mantıkta olmasının konumunda ne olacağını çocuk olsa anlar. Yeryüzünde Müslüman diye bir şey kalmaz. O zaman dedim orta mı cesaret mi göstereyim yoksa hakkını mı vereyim. Hakkını vereyim dedim. Kafam dimdik, göğüs ilerde ara sokaklarda en kuytu yerde ki komünistlerin kahvehanesinin camına toz... Herkes bilir Ortaköy’deki. Herkes gidip gelirken görmüşlerdir. O hani arabanın üzerine yazarlar ya ‘beni yıka’ diye. Camın üstüne Adnan Oktar 1956 Ankara diye yazmışlar. Komünistlerin bir kahvesi vardı orada. Yani seni mimledik dolayısıyla da indireceğiz gibi bir hareket. Özellikle onların kahvehanesinin önünden geçiyordum. Hatta komünistlerin kitabevleri vardı. Ben oraya gidip özellikle kitap alıyordum. Ta içine giriyordum. Akademide de okulda göğsümü gere gere anlatıyordum. Tebliğ yapıyordum.
OKTAR BABUNA: Akademi de o zaman herkes komünist.
ADNAN OKTAR: Bak beni okulun içinde keratalar sardılar o zaman kızlı erkekli. Çete işte keratalar artık onlara ne diyeyim ben. Maket bıçakları ile geldiler böyle. Hem tahta yontuyorlar hem seni de kırparız filan demek mi istiyorlar, anlamadım. Böyle şeyleri burada anlatma dediler. Tamam dedim anlatmayayım. Size anlatayım dedim. Yok, bize de anlatmayacaksın dediler. Liderlerinizi getirin onlara anlatayım dedim. O da olmaz dediler. Ama bir de düşünürüz gibi bir şeyler söylediler. Bir bakalım filan gibisinden. Sonra baktım olacak gibi değil. Ben de artık Hocaları ile ilgileneyim. Hilmi Yavuz Hocamız o zamanlar işin doğrusu marksisti ve solcuydu ve Darwinistti. Hilmi Yavuz Hocamızın odasına girdim. Hocam dedim selamün aleyküm, aleyküm selam. Çok olgun bir insandı. Önce Darwinizmle ilgili o zamanlar çıkmış küçük bir kitapçık vardı onu verdim; Proteinlerin tesadüfen olamayacağını izah eden. Hocam dedim bunu bir okuyup bana bir eleştirir misiniz dedim. Nezaketen. Tamam dedi. O da kitap eleştirmekten de çok hoşlanan bir tip. Ondan sonra 15 gün sonra falan gittim, okumadım dedi. Sonra yine bastırdım, bir daha gittim. Okudum dedi ama olmuş Allahualem Hocamız. Hocamız MaşaAllah dalında olmuş dut gibiydi. Hocam dedim baktım fazla konuşmadı. Ben de ana giriş çıkış kapısı vardı okulun. Bizim bir arkadaş bana dedi ki sen onu ikna et ben Müslüman olacağım dedi. Bak yemin ediyorum dedi. Bir konu yok dedi başka benim için dedi, ki marksistti o da. İsmini vermeyeyim şimdi dinliyorsa biliyordur. Cümle kapısında Hocamızla karşılaşırken yeni bulunmuş Neanderthal kafatası vardı. 1470 yılı insanı. Onları gösterdim. Hocam dedim bakın homo sapiens karakterli yeni fosiller bulundu. Proteinlerin tesadüfen gelemeyeceği de anlaşıldı dedim. Biraz da kütüphanenin imkânları ile o zamanlar böyle kardeşim 300 milyon tane fosil olduğunu ben bilmiyordum o zamanlar. En fazla 100-150 tane fosil var zannediyordum. Çünkü fotokopi çektirmeye girdim, kütüphaneyi taradım en fazla 20 tane fosil bulmuşumdur. Yani yengeç, kurbağa, şundan bundan az bir şey çıkartabildim. Onları fotokopi yaptım. Hocam bakın bunlara bunlar hiç değişmemiş dedim. Gösterdim. Güzel huylu Hocamız adeta gerildi. Çok yüksek sesle bağırdı. Farz edelim böyle olsa ne olur, dedi. Bunun yerine Allah inancı mı gelir, dedi. Hocam herkes öyle söylüyor buradaki arkadaşlar dedim. Sonra Hocamız ile yine görüşmek istedik baktık Hocamız yol değiştiriyor artık taksi tuttu beni görünce. Normalde otobüsü bekleyen adam taksi ile gitmeye başladı. Dedik kesesine zarar gelmesin ondan sonra yoluna çıkmadım. Ama yıllar sonra bak canım ciğerim Hocam MaşaAllah tam muttaki MaşaAllah şu an çok dindar, çok güzel huylu. Beni onunla görüştürün dedim. Hocamız görüşmek istedi fakat o yarım kaldı bana haber göndermişti tamam görüşmek istiyorum demişti. Bir görüşelim. Çok muhterem değerli bir insandır. Müthiş kültürlü bir insandır Hilmi Yavuz yani Türkiye’nin yetiştirdiği nadir değerli insanlardandır. Dehşet bir insandır. Arapçası su gibidir. Farsça da biliyor bildiğim kadarı ile. İngilizce. Yani birçok yabancı dil bilir. Yabancı felsefecilerin tamamını ezberden bilir. Kuran’ı çok iyi bilir. Hadisleri çok iyi bilir. Şairdir aynı zamanda. Böyle çok nezaketli, nezih bir insandır. Klas bir insandır. Hocamız bir nasip olsa da sohbet etsek. Getirsek böyle anlatma ile olmaz. Bir de Ercüment Tarcan Hocamız vardı. O da okulda Darwinizmi materyalizmi çok anlatırdı. Onunla da konuştum. Onun da odasına girdim. O böyle tutuculara gericilere acayip gıcık olan bir tipti. Çok ağır konuşuyordu derste çok öfkeliydi. Darwinist ve materyalistti. Şiddetle eleştiriyordu. Ona da kitabı verdim, onunla da konuştum. Bir süre sonra ona da gittim dedi; ben dedi bir tane hücre yapsınlar dedi tek bir hücre ben buradan pencereden atarım aşağıya dedi. Tabii ki bir Yaratan var dedi. Dedim helal olsun Hocama maşaAllah. İşte bizim arkadaş çevremiz falan hep oradan Yasinler şunlar bunlar hep o devirden kalmadır arkadaşlarım maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam inşaAllah. O dönemde mimar olabilirdim, aile kurabilirdim, önce dur meslek sahibi olayım ondan sonra yapayım diyebilirim demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Çok şahane bir kız vardı, bak itiraf ediyorum ama çok şahane bir kız. Bir gördüm böyle aman Allahım dedim. Hemen gözümü çektim böyle bir şeyle. İtiraf ediyorum yani saklayacak bir halim yok. Mübarek anladı yani şu fakirin ızdırabını. O da yanıma yanıma geliyor Allahım Yarabbim ne eziyetler çektik o dönemde. Ne ızdıraptı yani. İnşaAllah sevabımız çok olmuştur. Dedim, acaba bu kızı alsam mı, evlensem mi dedim. Ev de hazır dedik yani şöyle, okul da bitirsek yani. Hem dedim böyle hani, ailesi olan bir insanı evli falan daha iyi tebliğ yapar. Baktım kendimi kandırıyorum, böyle bir şey olmaz dedim; bu hiç samimiyetsiz bir şey. Ben madem yetenekliyim, dini anlatma da yetenekliyim belli evli olsam benim vaktim olmaz dedim. Bu bayanla şimdi evlensek, bu çocukla ilgilenmek lazım işte götüreceksin getireceksin, anasıyla babasıyla ilgilenmek gerekir. Çok vaktimi alır dedim, ben bu işten vazgeçeyim dedim. Ama kardeşim o dönemde de Allah’ın hikmeti yani nasıl nasibimiz, kısmetimiz o kadar çok çıkıyordu ki yani. Bir tane, iki tane, üç tane, dört tane değil yani maşaAllah. İmtihan olarak Allah çıkarttı öyle. Çelik gibi yani kesin kararlılıkla tavrımı koydum asla inşaAllah.
Nusretiye Cami, Kılıç Ali Paşa Cami, Yerebatan Cami, Fatih Camisi bizim hep mekânımızdı o zamanlar da çocuklarla giderdik. Bizim çocuklar hepsine ben o zamanlar sarık sardırıyordum başlarına beyaz sarık, sırtlarının arkasından arkalarından sarkıttıyordum böyle. Papatya gibi diziliyorlardı, saçları başlarıyla beraber çiçek gibi beyaz. Çok dikkat çekiyordu o zamanlar camiler de. O zamanlar hiç öyle bir olay yoktu yani o tarz şeyler yoktu yani o tarz bir sarık ve o tip namaz kılma modeli yoktu. Ben o zaman kanunları da bilmiyordum acayip rahattım yani bilmiyorum yani hiç. Hakikaten elimi kolumu bağlayarak, kapı mesela açık hava gelsin diye cümle kapısını açık yatıyordum yani. Ne suikast çekincesi vardı, ne bir şey böyle püfür püfür esiyordu ev. Teyzemin oğlu dedi yani ne yapıyorsun sen öyle dedi kapı açık yatılır mı dedi. O zamanlar camiler de mesela alenen toplantılar yapıyorduk, böyle sohbet ediyordum, konuşuyordum. Bir gün o Eminönü’ndeki caminin bitişiğinde bir cami var. Neyse yerini tam belli etmeyeyim de. Orada toplantı yapacaktık, kapıda baktım birisi bana böyle acayip gözleriyle böyle hipnoz olmuş gibi bakıyor. Bir acayiplik var dedim ben. Gayet sakin camiye geçecekken, camiye gitmedim direkt kapıdan içeriye girdim o tarafa doğru yürüdüm, bir gittim iki tarafı polis doldurmuş böyle ama çaka çaka. Ellerinde telsizlerle falan, baskın yapacaklar o toplantı halinde baskın yapacaklarını anladım. Ben hiç istifimi bozmadım, gittim orada çekirdek satan bir amca vardı oradan çekirdek aldım gayet sakin. Ondan sonra işte kuruyemiş falan aldım, çok çok sakin oradan gittim o bitişikteki camiye gittim. Sonra arkadaşlar da oraya geldi, burada dikkat çekmeyin ayrılın dedim şimdi burada, belli yani doldurmuşlar orayı dedim. Yani olay çıkacak. Birçok yere bölündü arkadaşlar orada caminin içerisinde. Ben namaz kılıyordum, namaz kılarken polis de benimle namaz kılmaya başladı. Yalnız namaz kılarken yüzü bana dönük namaz kılıyor, yani şakağı sol şakağı yere geliyor. Acayip ilk defa gördüm öyle bir namaz kılma şekli yani. Yani o anı kaçırmamak için, vazife icabı herhalde. O zamanlar rahmetli Özal’ın zamanıydı, çocuklar dedim birkaç güne kadar alırlar dedim yani ortalık bayağı gergin dedim bir şey olacak belli ki dedim. Nitekim Selamun aleyküm dediler, hadi Hocam gidiyoruz dediler. Gidiş o gidiş ondan sonra tımarhane faslı, ondan sonra hapishane faslı onlar başladı. 1986’da, 87’ye kadar öyle devam etti. Ama en iftihar ettiğim en hoşuma giden hayatımın en güzel yıllarıydı inşaAllah. Benim şeref madalyalarım, tabii hücre hapsinde kaldım mesela iftihar ederim. Küçücük böyle ufacık bizim Abdullah Öcalan’ın bebek katilininki gibi değil. Böyle küçücük, demir parmaklıklar dışarı çıkışta yok, cümle kapı çıkmakta yasaktı bana. Böyle uzun demir parmaklıklar vardı, tangırt diye kapatıyorlardı o kadar bitti. Haftada iki kere çıkış müsaadesi vardı. Haftanın belirli günlerinde bahçeye çıkış müsaadesi vardı. Orada şöyle bir hava alıp içeri geliniyordu. Ben orada 9 ay kaldım. Tabii ya şu kadar ufacık bir şeydi yani küçük bir bölüm ufak bir bölüm ben orayı perde ile de ayırdım o kısmı. Zaten çok küçük bir bölümü yani yattığım yerle kalktığım yerde zaten şu kadarcık aralık kalıyordu, şu kadarcık.
OKTAR BABUNA: Ki hücrede tutmuyorlardı o zaman 15 günden fazla o şekilde.
ADNAN OKTAR: Aslında hücre cezaevinde cinayet işleyen veyahut büyük olay çıkaranları ceza olarak mahkeme kararı ile koyuyorlar oraya, mahkeme kararı gerekiyor yani cezaevinde 15 günü geçmiyor. Yasak öyle bir şey… Ben 9 ay kaldım.
OKTAR BABUNA: Ve söylediğiniz bir cümleden dolayı.
ADNAN OKTAR: Evet “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” dedim. Sen misin onu diyen? Haydi, ondan sonra savcı 19 ay sonra bu sözde hiçbir şey yok dedi. Ama aynı savcı, yani daha önce tutuklama kararıyla talepte bulunup tutuklanmama sebep olan savcı, 19 ay sonra bu sözde hiçbir şey yok dedi, beraat etmesi gerekiyor dedi. Beraat ettik. Ellerine sağlık, teşekkür ediyoruz, Allah razı olsun. Hayır vardır inşaAllah, Oktar Hocam sen bir şey mi anlatacaksın.
OKTAR BABUNA: Yok resimlerinizi hazırlıyordum ama...
ADNAN OKTAR: Kardeşim siz... sürekli tımarhane resimlerini gösteriyorsun, milletin kafasında böyle bir imaj oluşturacaksınız.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Aldığım raporu da bozulma raporunu da göster de oradan da kaynak...
OKTAR BABUNA: Ben zaten şahidim, sizinle hastane döneminde tanışmıştım. Hocamız gazetelerde sürekli çıkıyordu o zaman, bütün öğrenciler akın akın Hocamızı görmeye gidiyordu. Kimse normalde Bakırköy Akıl Hastanesine gitmez, çünkü böyle bir ortam var yani oranın rotasyonunu, rotasyon diyorlar ona bulunma sürecini normal öğrenciler gitmeden hallediyordu Hocalar. Hiç gidilmeyecek bir ortam bütün öğrenciler istisnasız bütün rotasyonlarında Hocamızı görmek için gidiyorlardı.
ADNAN OKTAR: Burası en bakımlı yer şey tımarhanenin, burası yine çok temiz. Normalde blok yatakları vardı. İç içe yatıyorlardı, büyük dev battaniyenin içinde yatıyorlardı. Akıl hastaları bazen ölüyordu, günler sonra öldüğü anlaşılıyordu, battaniyeleri kaldırdığında, adamlar temizlik yaptıklarında anlaşılıyordu öldükleri.
OKTAR BABUNA: Tabii Hocamızın daha sonra Genelkurmay’ın verdiği raporla bakın işte...
ADNAN OKTAR: Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim hastanesi komutanlığından ruhen ve bedenen tam sağlamdır diye rapor vermişlerdi. O şekilde o iddiadan da kurtulduk. O zamanlar deli aşağı, deli yukarı ama iftihar ediyorum. Bak Kuran’ın neresini açsan Peygamberlere deli diyorlar. Bizim Peygamberimize deli denmiştir. Her Peygambere deli denmiştir. Her mürşide her Mehdi (a.s)’ye her Allah yolunda mücadele yapan mücahide, Bediüzzaman’a, büyük âlimlere, değerli insanlara hep deli denmiştir. Bende o büyük âlimlerin ayağının tozuyum. Bana da deli dendiği için iftihar ediyorum. İftihar ediyorum yani bir şeref madalyası da oradan inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizi ziyaret edenler Hocam akıl hastanesinde doktorlar hiç kimse unutamıyordu hatta daha sonra Yıldırım Aktuna, doktorların ve hemşirelerin görüşmesini yasaklamıştı Hocamızla.
ADNAN OKTAR: İşte onlar olmasa bizim anlatacağımız bir şey pek olmazdı. Nasıl Hz. Yusuf (a.s)’ın o güzelliğini biz, cezaevinde kaldı, zindan yani biz onu iftiharla anıyorsak şu anda ben kendi yaşantımı iftiharla anıyorum, hatırlıyorum inşaAllah.
Ne anlatayım Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Kuran herkes Kuran’dan okumanızı bekliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fetih Suresi… Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, Biz sana apaçık bir fetih verdik.” Bir fetih. 1913’te ne oldu? Çanakkale Zaferi. 1913 tarihini veriyor. “...Biz sana apaçık bir fetih verdik.” Fetih, değilmi, bak bir kurtuluştan bahsediyor. Demekki bu Çanakkale çok önemli bir şey ki, Kuran buna işaret ediyor, 1913 tarihini vermiş, inşaAllah. Fetih Suresi yine, “Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir.” 2025, Mehdi (a.s) (as)’nin tam hâkimiyet yılları inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s)(as)’nin. Fetih Suresi dolu, yani bir tane iki tane değil. Tur Suresi, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla, “Tur’a andolsun. Satır dizili Kitaba, Yayılmış ince deri üzerine; Ma'mur eve, Yükseltilmiş tavana,” İkinci anlamları olarak bakarsak, “Satır dizili Kitaba,” Demek ki insanlar ahir zamanda kitaplarla tebliğ yapacaklar. Satır, satır dizilmiş kitaplarla. “Yayılmış ince deri üzerine;” Üzerleri deri kaplanıyor kitapların. Risale-i Nur Külliyatı da öyle, üzeri deri kaplamadır değilmi, bir yönü ile ona bakıyor ama tabii o zaman Kuran veyahut dini eserler o zamanki deri üzerine yazılıyordu. “Ma’mur eve,” mamur, ne demek, bak bakalım sözlük anlamı ne. Mamur, güzel, hoş, biçimli değilmi, mamur hale getirilmiş diyor, düzgün hale getirilmiş, “Ma’mur eve,” Evlerin güzel olması gerektiğine Kuran işaret ediyor. “Yükseltilmiş tavana,” Demekki basık tavan iyi bir şey değil. Evlerin tavanı yüksek olacak, Kuran buna işaret etmiş oluyor. Ama aynı zamanda Kâbe’ye bakan bir ayet anladığım kadarı ile inşaAllah. Bak, “O gün gök, sarsılıp çalkalanır.” Bak, Kıyamet anında, göktede, bulutlarda ve göğün yapısında, atmosferde delinme olacak. Tabii, mesela karanlıkda görünecek. Gökteki yapının bozulmasından kaynaklanan, direkt atmosfer görüneceği için, yırtılacak yani gökyüzü, inşaAllah. “O gün gök, sarsılıp çalkalanır. Ve dağlar bir yürüyüşle yürür.” Böyle bütün dağlar kum gibi hem eriyerek, hem dağılarak böyle tereyağı gibi eriyecek. Yani ocağa konmuş yağ gibi dağlar erimeye başlıyor ve “Ve dağları yerlerinden oynatan bir yürüyüşle yürür. İşte o gün, yalanlayanların vay haline.” Diyor Allah. “Ki onlar, 'daldıkları saçma bir uğraşı' içinde oynayan-oyalananlardır.” Bak “Ki onlar, daldıkları saçma bir uğraşı içinde...” Darwinizm’in saçmalığına da Kuran dikkat çekiyor. Bak, “...oynayan ve oyalananlardır”, hem oynuyorlar hem oyalananıyorlar, boş işle vakit geçiriyorlar. “Cehennem ateşine, 'küçültücü bir sürüklenme ile ' sürüklenecekleri gün;” Aşağılanarak götürülüyorlar, sürüklenerek, Kuran ona dikkat çekiyor. “(Onlara şöyle denir:) "İşte sizin yalanladığınız ateş budur." Hani Cehennem yok diyorlar ya, işte var diyorlar Melekler. Yani kastettiğiniz, sizin yalan dediğiniz ateş budur diyorlar, enselerinden tutup ateşin içine, Cehennem ateşinin içine koyuyorlar. Hani yok diyordu ya, bizzat görmüş oluyor, kanaati tam gelmiş oluyor, inşaAllah. Allah diyor ki: “Bu da bir büyü mü...” diyor. Bu ateş yani size öyle geliyor olmasın diyor Allah. “...yoksa siz mi görmüyorsunuz.” Diyor Allah. Yani bir yanlışlık olmasın diyor, alay ediyor Allah onlarla, aşağılıyor yani değil mi. Hani diyorlarya, halüsinasyon, acaba hayalmi diyorlar, ateşin içine sokuyor, adam hayal diyecek hali var mı tabii. "Girin ona; artık ister sabredin, ister sabretmeyin.” diyor Allah. Hani adamlar sabretmiyor ya, sabretmeseniz de fark etmez diyor Allah. “Sizin için birdir. Siz ancak, yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz. Hiç şüphesiz muttakiler, Cennetlerde ve nimet içindedirler; Rablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'.” Sevinç ve mutluluk… Müminlerin hiçbir rahatsızlığı yoktur. Ölüm anından itibaren başlar, sürekli rahattır Müminler. Yani ne Kıyamette rahatsız olurlar, ne Cehennemin kenarına getirilecek müminler, ne orada rahatsız olurlar. Hiçbir yerde, zaten yanlarında mihmandarları var, yani sürekli övülüyorlar zaten, Cennete girerken de Selam sizi deniyor böyle. Sevgi ile karşılanıyorlar. Yerlerine yerleştiriliyorlar. Cennet onlara tanıtılıyor, inşaAllah. Yani ilk geldikleri için hayret içinde oluyorlar. Allah orada onlara tanıtacak, Gılmanlar, Vildanlar var, Huriler var, onlar oraları onlara tarif ediyor, Cenneti, inşaAllah. “...Rableri, kendilerini 'çılgınca yanan Cehennemin' azabından korumuştur.” Mesela bu bir nimet olarak verildiğini belirtiyor Allah bunu. Cehenneme gitmedikleri için seviniyor müminler. "Yaptıklarınızdan dolayı afiyetle yiyin ve için."İstedikleri kadar yerler, asla doymazlar. Şimdi iki tabak yemek yedi mi doyar millet, ondan sonra üzerine karbonat-marbonat alıp değilmi, canı yanıyor, rahatsız oluyorlar. Şu meyvelere bakınca ben… Getir şu meyveleri Oktar yine gözümün önüne yaklaştır bana. Şimdi 1913-1915 yani yaklaşık, o şey değil yani Çanakkale’nin zemini 1913’lerde oluşmuş oluyor, 1915’te zafer kazanıldı. Ama mühim olan o yaklaşık tarihi vermiş olması anlaşıldı mı? İnşaAllah. “İman edenler ve zürriyetleri kendilerini imanda izleyenler...” Bak, iman edenler, zürriyetleri. Mesela babası, annesi, kardeşleri, çocukları.“...kendilerini imanda izleyenler...” Talebeleri, bak, “...kendilerini imanda izleyenler...” Mesela Mehdi (a.s) ve talebeleri, Resulullah (sav) ve talebeleri, değil mi, ümmeti, tabii. Bak, “...kendilerini imanda izleyenler; Biz onların zürriyetlerini de onlara katıp-ekledik.” İlave onlar da oradalar. “...amellerinden hiçbir şeyi eksiltmedik.” Her şeyin karşılığını tam, güzel verdik diyor Allah. “Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.” Biz Allah’a rehiniz, inşaAllah. “Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik.” Her yerde ızgara ocakları olacak Cennet’te, inşaAllah. Böyle kolestrol falan yok. Ne nefis etler böyle, değil mi, yersin, içersin, hatta mesela kuşa da işaret ediyorlar, hemen orada kızartıp yiyiyorsun kuşu, sonra onu yeniden kuşa bir işret yapıyorsun, kemikler toparlanıp yeniden uçuyor kuş, aynı canlılığı ile yeniden karşına geçiyor. Yani gece-gündüz yiyor, asla doymaz. Yani sistem tamamen değişiyor. Fizik ve kimya kanunlarını tamamen değiştiriyor Allah, ayet var. “Yepyeni bir yaratılışla yaratacağım,” diyor Allah. Bizim alıştığımız sistem ile değil. Nasıl rüyamızda biz yemek yediğimizde, ne kadar yemek yersek yiyelim doyar mıyız, doymayız, orada da öyle işte. Yani bir Allah’ın sırrı var, ben onu zaman zaman anlatıyorum, bir yönü ile anlatıyorum, maddenin hakikatini anlatıyorum. Yani madde dışarıda vardır ama görüntü olarak vardır. Yani şey olarak, saydam bir madde olarak vardır, cam gibi saydamdır ve yoğunlaşmış enerji olarak vardır madde dışarıda. Enerjinin yoğunlaşmasından oluşur ve saydam ve siyah-beyazdır. Renk yoktur dışarıda. Ama ışık verirsen de, siyah-beyaz görülür, inşaAllah. Bizim beynimizde renkli görüyoruz. Cennet’tede yani bir şeyi hayal ettiğimiz an, anında oluşur. Mesela sen şimdi kafanda bir portakal hayal ettiğinde hemen oluşuyor mu? Beyninde, istersen oluşturursun. Yani gözünü kapattığında insan nasıl…Tabii, mesela bir şehir düşünüyoruz, kafamızda hemen şehir manzarası oluşuyor. Binalarıyla, yollarıyla, yani hiç hayatta görmediğimiz bir şeyi bir anda beynimizde meydana getirebiliyor muyuz? Mesela diyorsun, Paris’te bir sokak düşüneceğim diyorsun, zınk kafanda anında oluşturuyorsun. Pencere pervazları bilmem ne, bütün detayları ile oluşur anında. Mesela güzel bir meyvayı kafanda, güzel bir sofrayı kafanda canlandırdığında hemen oluşuyor. Hatta milletin ağzı sulanıyor, hatta yutkunuyor. İşte Cennet’te de öyledir. Kafasından geçirdiği an, rüyanda nasıl oluşuyorsa, kafanda nasıl oluşuyorsa, mesela onu Allah zaten burada kasten Dünya’da yaratıyor. Yani sistemi anlamamız için yaratıyor. Yani bir insan düşündüğünde bir şey hemen nasıl oluyor, aynı şekilde olur. Mesela kuşu görüyorsun, kızarmış halini düşünüyorsun, değil mi, hemen o kızarmış hali oluşur işte karşında. Ama zaten bu sistem bu Dünya’da şu an var zaten. Ama flu olarak var, çok flu olarak var. Cennet’te net olarak olmuş oluyor sistem. Sonra o kuş, mesela kemiklerine bakıyorsun, bu toparlanmış olarak hayal ettiğinde hemen toparlanıp, uçuyor, anlaşıldı mı? Oradaki eşya, madde her şey hareketlidir. Yani zaten normal halide budur aslında, böyle olması lazım, yani bu Dünya’daki sistem olağan üstü halidir. Yani mesela Dünya’da tozun oluşması, kirin oluşması mucizedir, olmaması lazım normalde, mucize olarak oluyor. Yani normal Adetullah’ta madde asla yaşlanmaz, ölmez ve kirlenmez ve hastalanmaz. Hastalanma mucize olarak oluyor. Yani şimdi rüyasında bir insan mikrop kapıyor, hastalanıyor. Makul mü bu? Yani mikrop yok ortada normalde değil mi, olmadığı halde hastalanıyor adam. Mesela araba geliyor, araba geliyor çarpıyor rüyasında, adam hastanelik oluyor, kafası-gözü yarılıyor, cankurtaran ile hastaneye götürüyorlar, değil mi, var mı öyle bir şey, yok. Cennet’te bu sistemi Allah dolaylı olarak, bunun benzeri bir sistemi yaratacak. Ama tabii her zaman dışarıda bir maddenin aslı vardır, her zaman vardır. Ama bir gölge varlık olarak vardır. Yani bir yoğun enerji olarak vardır. Fakat biz asla ve kesinlikle onun asıl gerçeğini göremeyiz, Allah görür. Biz, Allah’ın bize gösterdiği kadarını görürüz, her insan. Mesela Dawkins diyor ki, ben diyor laboratuvara girdim, araştırma yapıyorum diyor. Kafasının içinde Allah’ın ona gösterttiği laboratuvarın dışında hiçbir yere giremez o. Haberi bile yok o elma yanağın. Tabii, o elma yanak işte kiraz kulak ortada geziyor böyle. Dışarıdaki laboratuarı da Allah yaratır, yani o yoğunlaşmış enerjiden meydana gelen laboratuvarı. Fakat o, onun aslını asla göremez. Allah’ın ona gösterttiği görüntüsünü görebilir. Ama Allah dışarıda “Ben yarattım” diyor. Dışarıda bir varlığı vardır. Yani şeylerde mesela Sufi düşüncede, mesela bazı tasavvuf ekollerinde, dışarıda maddenin aslı hiç yoktur derler. Dışarıda aslı vardır, fakat gölge varlık olarak, yani saydam, yani atomun yapısından kaynaklanan bir özellik gösterir bu. Çünkü nötron, proton, elektron bunlar birbirlerine uzaklıkları çok şiddetli, yani çok çok fazla. Yani böyle kevgir gibi, makul olarak da saydam görünüyor o zaman görüntü. Yani siyah-beyazdır. Ama bakın, şimdi biz burada bakıyoruz, rengârenk, maşaAllah. Kara kara, böyle bazen İstinye’ye gidiyorum, orada güzel bir manav var boydan boya, nefesim kesiliyor yani maşaAllah. Evet, oranın çok efendi de bir sahibi var, böyle çok beni sever, ben de onu çok severim böyle. Yine bir Doğulu bir sahibi daha var, ortağı, o da müthiş efendi bir insan böyle. Güneydoğu’nun, Kürt kardeşlerimizin o nezaketi, efendiliği, insancıllığı, muhteremliğini güzel yansıtan bir insan maşaAllah. Hep öyledir Güneydoğu. Öbür ortağı da, o da çok nezih insan. Orada ben bizzat kendi elim ile seçiyorum meyve olduğunda, yani acayip zevk alıyorum. Görüntü dehşet, şahane... Dehşet demeyeyim de Allah affetsin, işte hepsi çok çok güzel. Mesela şu çilek, her gördüğümde, böyle bir insanın içi eser. Toprağın üzerinde, çamurlu arazide bunlar böyle kırmızı kırmızı, boncuk gibi, gıcır gıcır verniklenmiş gibi bak. Bir de oh mis gibi gibi de kokuyor, maşaAllah. Bal gibi de, tadı da çok çok güzel. Mesela mandalina, şu bak görüyor musun, yani yemeyeceğim korkmayın. Bak kabuğundaki güzelliğe, ambalajındaki mükemmelliğe bak. Ne tam yapışmış, ne tam yapışmamış, ama çektin mi gıcır gıcır ve suyunu muhafaza ederek, bir kabuğunu daha çeker çekmez mis gibi bir koku ile bir şeyi var, önden bir koku ikramı yapıyor. Bak parmaklar falan mis gibi kokuyor. Şu içindeki beyaz kısım, bak görüyormusun şu, pamuk gibi bu onu sarmış böyle, adeta bir değil mi, pamuk tabakası ile bir şeyi muhafaza eder gibi ediyor. Şimdi bak, bunun içinde yüzbinlerce mandalinanın kromozomu kodlu. Bundan yüzbinlerce mandalina çıkarabilirsin bundan. Yani bütün koku, ağaç, mandalinanın ağacını çıkartıyorsun, ağacını. Köküyle bilmem neyi, teşkilatıyla, tahtasıyla, hepsi en ince detayına kadar ve iler ki nesillerin özellikleri de var. Bakın, bir tek o ağacın değil, sonra ileride meydana gelecek ağaçlarında bütün özellikleri kodlu. Tek o değil yani, o çok önemli. Tabii, hepsi kodlu... Mesela bu kabuğu biz kaldırıp atıyoruz, içi harikalarla dolu bunun. Kromozomların yapısını bir inceliyoruz, nefes kesici, tabii. İçine giriyoruz mesela… Aman şimdi yiyeceğim-miyeceğim olay çıkacak. En iyisi kendime hâkim olayım, yutkunup-mutkunup bırakayım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam, çilek dediniz, çileğe benzer yengeç bulunmuş. Aynı çilek gibi…
ADNAN OKTAR: Göreyim. Ben bu herifi yerim. MaşaAllah. Hakikaten çileklerin arasına girse hiç insan bilmez yani. MaşaAllah. Yeni mi bulunmuş? Yeni bir yengeç türü bulundu. Allah Allah kardeşim her gün bir şey bulunuyor, bitmiyor maşaAllah.
Mesela şu siyah erikler, şahane bir şey böyle. Bunun da mesela çekirdeğini Allah ikram olarak, mesela yemeğini yiyiyor insanlar, çekirdekli tabakla alıyor tarlaya serpiyorlar, toprağın üzerine serpiyorlar, on sene sonra al sana bir erik ağacı daha, hazır nimet yani. Bak üzeri pırıl pırıl parlıyor, verniklenmiş gibi, gıcır gıcır.
OKTAR BABUNA: Bir de renkleri Hocam, çok olağanüstü maşaAllah, çok güzel renkleri.
ADNAN OKTAR: Kardeşim her birinin kokusu tadı ayrı. Çok şahane... Bir de sanki ilaç deposu. Kalsiyuma mı ihtiyacın var, buyur. Magnezyum, potasyum, bakır, çinko, kobalt ve tam ayarında, yani vücudu rahatsız etmiyecek gibi. Vitaminler tam ayarında, A, B, C, B komplekli vitaminlerin tamamı, B1, B2, B6, B12, Kobalamin bilmem ne, şu bu falan hepsi var. Antioksidanlar...
OKTAR BABUNA: Kansere de iyi geliyor, evet.
ADNAN OKTAR: Tabii... Yani antikanser özellik gösterten maddeler, inşaAllah. Bir de vücut Ph’ını çok güzel dengeliyor. Mesela meyve, sebze bol yiyen insanın vücudu daha dirençli oluyor. Gribe, hastalıklara karşı daha canlı olur. Mesela sırf pilav yiyiyor falan adam, bitap olur, 12 saat sonra falan bitkinleşir. Ama meyve yiyen insan 12 saat sonra cıva gibi olur.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bir şeker yüklemesi oluyor pilavda, şekeri düşürüyor.
ADNAN OKTAR: Tabii, şimdi bu eriği de haşırt diye yiyeyim, şimdi olay çıkmaması için bunu da bırakayım en iyisi. Ama bunun bir infazının yapılması lazım. Ben buna bir iki gün daha müsaade ediyorum, üçüncü günde inşaAllah bu tabak, düşünüyorum. Bir de muz biraz bekleyince güzel oluyor gibi geliyor bana. Çok şahane oluyor. Ben şu Trabzon hurması, ben eskiden ağaçlarda görürdüm onu, birkaç kere aldım, çok buruk tadı, dedim millet bunu nasıl yiyiyor falan. Sonra arkadaşlarım dediler, çok şahane bir şey bu Hocam dediler, yanlız olgunlaşması gerekiyor dediler. Baktım, hakikaten kabak tatlısı gibi şahane bir şeymiş. Allah Allah dedik, o bütün mesele olgunlaşmasındaymış demek ki. Yani şahane bir yiyecek yani, şahane. Vitamin, mineral... Sen yutkunuyor musun, bana mı öyle geldi. Hayır canım, bana da öyle gelmiş olabilir. Tamam...
Şimdi Bediüzzaman Ahir Zamanı anlatıyor. Şu Cübbeli’nin kitabından bir şey yapalım. Cübbeli bizi mahkemeye verdi, Fatih Altaylı’yı da. Fatih Altaylı tek kelime... Ta Mayıs ayında vermiş, benim daha yeni haberim oldu. Fatih Altaylı hiç sesini çıkartmadı, niye böyle bir şey var diye. Şimdi genel olarak konuları anlatıyorum ya, Mesela Kenaneden bahsediyorum, topal adamdan bahsediyorum. Topal adamdan bahsettim geçenlerde, birisi çıktı, sen benden mi bahsediyorsun diyor. Allah Allah, kardeşim insaf, yani memlekette bir topal sen misin? Değil mi, Allah onları imtihan olarak topal insanları yaratıyor. Onlar bizim canımız, ciğerimiz kardeşlerimiz. Büyük, güzel bir imtihandır, inşaAllah. Ama kastedilen topal, o olmadığı belli. Ondan sonra ben isim verdim mi? Şahıs verdim mi, söyledim mi sana yani. Kenane, benim adım Kenan, sen bana mı dedim. Olur mu öyle kardeşim, milyonlarca Kenan var, ne alakası var. Cübbeli de çıktı geçenlerde, bak ne dedim, bir yobaz dedim, yobaz bir Hoca, Ergenekoncu Hoca dedim, onun önünü açmak için dedim cinayetler işliyorlar. Birkaç tane cinayet işlendi, onun önünü açmaya çalışıyorlar dedim. Tamam, böyle biri var, doğru. Ben sana Cübbeli’ye, sana dedim mi yani sensin yahut şu camide, şurada bir olay oldu dedim mi ben. Yahut Türkiye’de böyle bir olay oldu dedim mi, değil mi? Azerbaycan’da da olmuş olabilir, Suudi Arabistan’da da olmuş olabilir, herhangi bir yerde olmuş olabilir. Nereden biliyorsun sen? Bir de ayrıca senin yolun niye açılsın, sen yani kimsin ki, yani herhangi bir insansın. Yani garibanın tekisin sen yani. Fatih’teki o camideki görevli âlim, çok büyük zevatlar var, birçok insanlar var yani. Ona gelinceye kadar daha şey olur, yani gündüz olur değil mi. Yani onun yolunu açılması gibi bir konu zaten mevzubahis değil, inşaAllah. Dolayısıyla niye önü açılan adam sen olmuş oluyorsun yani? Niye seni kastetmiş olayım? Beni dedi diye ortaya çıkmış. Bir de ne biliyorsun Türkiye’deki bir insandan bahsettiğimi, ergenekon birçok islam ülkesinde faaliyet yapıyor. Irak’ta da yapıyor değil mi, Suriye’de de yapıyor, Azerbaycan’da da yapıyor. Nereden biliyorsun yani. Yani Fatih Altaylı da sağ olsun Habertürk’te Adnan Hoca böyle dedi diye çıkarmış. E kardeşim ben nerede dedim öyle bir şey, versene kaynak. Değil mi, bak şurda dedi de yayınla görelim, var televizyonun senin çıkart görelim.
OKTAR BABUNA: İsim söylemediniz Hocam hiç.
ADNAN OKTAR: Bir yobaz diyorum, yani yobaz deyince Cübbeli mi akla geliyor. Değil mi yani yobaz sen bana dedin derse bir insan bunun mantığı olur mu. Bu nasıl bir mantıktır? Kimse, o benim kastettiğim. O kendini çok iyi biliyor. Derdine düşmesin Cübbeli inşaAllah.
Ebu Hureyre (RA) dedi: Resulullah (SAV): "İmamınız Hz.Mehdi (a.s) a.s. kendinizden olduğu halde, yani sizin içinizden çıktığı halde Meryem oğlu İsa mesih içinize indiği, Hz.Mehdi (a.s) a.s’ma iktida ettiği, yani ona imamlıkta uyduğu, yani onun arkasında namaz kıldığı ve manen bağlandığı zaman acaba nasıl olursunuz?" buyurdu, Peygamberimiz. Nerede geçiyor Sahih-i Müslim. Hani sahih hadis kitaplarında yoktu. Bak Sahih-i Müslim’de geçiyor.
Ebu Hureyre (RA) şöyle demiştir: Resulullah (SAV) buyurdu ki: "Hayatım yed'inde olan, hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki diyor Peygamberimiz. Allah adına yemin ediyor Peygamber, Meryem oğlu İsa mesih adil bir hâkim olarak, hâkim; adaleti sağlamak üzere geliyor, hakim olarak, sizin içinize inmesi muhakkak yakındır. O, salibi (haçı) kıracak, domuzu ödürecek, cizyeyi kaldıracaktır. (O zaman) mal o kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır. O kadar çok mal olacaktır diyor. Sahih-i Müslim cilt 1, s.206
Bediüzzaman Said Nursi talebelerinden Ahmet Fevzi Kul aşağıdaki ayet-i kerimelerin ebcedini şu şekilde vermiştir diyor. Yusuf Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, emrinde galib olandır.” Yusuf Suresi 2014. Bediüzzaman’ın zamanında yazmış bu kitabı. Yani Bediüzzaman’ın tasdik ettiği bir eser bu, çok eski. “Şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.” Mehdi (a.s)’nin talebeleri ve Mehdi (a.s) kastediliyor. 1994, 1994. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Tevbe Suresi,32. Miladi 2002 tarihini veriyor. Mehdi (a.s)’nin zamanında demek ki insanlar, bak bir kısım insanlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isteyecekler, Mehdi (a.s)’yi söndürmek, İslamı söndürmek, Kuran’ı söndürmek isteyecekler, materyalist, Darwinist, komünist propaganda yapacaklar, iddia edilen Ergenekon örgütünün propagandasını yapacaklar. Fakat Allah diyor ki, Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Allah ben nurumu mutlaka tamamlayacağım diyor. Ve 2002. Aynı zamanda inşaAllah Hz.Mesih’in de inişini umduğumuz tarihtir. 2002’ler, 2003, 2004’ler inşaAllah.
Ebu Said-i Hudri'den rivayet edildiğine göre, Peygamber buyurdu ki: "ümmetim içinde el-Mehdi (a.s) olacaktir.” Sünen-i İbni Mace. Hani yoktu sahih hadis kitaplarında. Sünen-i İbni Mace, Sünen-i Nesihi, Sünen-i Ebu Davud, değil mi, Buhari, Müslim, Tırmizi hepsi sahih hadis kitapları. “...Bu (Emir) Hz.Mehdi (a.s) insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi”, kan dökerek, kepazelik çıkararak, rezillik yaptıkları gibi, tam tersine diyor hadiste, “yeryüzünü adaletle dolduracaktır”. Hâkimdir aynı zamanda Mehdi (a.s). “Artık sizden kim o güne yetişirse”, bak o güne, o vakte yetişirse, Mehdi (a.s)’yi hissederse, “kar üstünde sürünerekte olsa” diyor, kar yağıyor, eli ayağı tutmuyor adamın artık, donmuş ortalık, perişan vaziyette, kar üstünde sürüklenerek, elinden çeke çeke de olsa diyor, “onlara varsın (katılsın)”, Mehdi (a.s) cemaatine mutlaka katılın diyor. Bunu kim diyor, Resulullah söylüyor, emrediyor, Peygamber emri bu. Öl dese ölürüz Peygamber değil mi? Git kendini at dese atarız. Bak Peygamber söylüyor. Sünen-i İbni Mace’de, sahih hadis kitabında s.346’da, Mehdi (a.s)’ye katılın diyor. Bizde şimdi Mehdi (a.s)’yi görsek değil mi evvel Allah yani var gücümüzle O’na yardım ederiz inşaAllah.
“Siz o Hz. Mehdi (a.s)’mı, O’nun geldiğini görünce kar üstünde emeklemek suretiyle de olsa gidin ona biat ediniz”, tabii olunuz. “Çünkü O Allah’ın halifesi”, bak Resulullah’ın halifese demiyor, Allah’ın halifesi. “Allah’ın halifesi müslümanların manevi lideri Mehdi (a.s)’dir, buyurdu”. Sünen-i İbni Mace sahih hadis kitabı, 345,
Melih Abbas, Eskişehir’den yazmış 29.06.2009 tarihinde, saat 18.18’de bilgisayara gelmiş. Cübbeli Ahmet yeni çıkan cd’sinde şöyle bir konu anlatıyor. Hz. Mehdi (a.s) a.s. çıktığı zaman yeryüzü içinde bulunan altın madenleri dışarı vurmaya başlayacak. Ohoo Hoca efendi desene hiç gidilmez, diyor. Kendi üslubuyla anlatıyorum. Niye diyor, bu orjinal konuşması, “eee bir baktın ki evin bahçesinde kocaman direk gibi bir sütun, bir altın çıktı.” Evin bahçesinde, yani minare gibi altın fırlayacak diyor 24 ayar. Yani bu Cübbeli evlere şenlik maşaAllah. “Eeee şimdi sen bu altını bırak da git Mekke’ye, aç susuz Mekke’ye ne yiyecen ya.” Üsluba bak “yaaa”, yaaalı, yoğurtlu konuşulur mu öyle. Eeee, yaaaa yine demiş, “işte ne diyorum sana işler zorlaşacak kolay olmayacak, yeryüzü diyor nasıl olsa artık Kıyamet yaklaştı. Altının gümüşün kimseye yarayacağı yok, direk gibi altınlar”. Yani 5 metre falan çapında 100-150 metre yüksekliğinde olacak diyor. “Direk ne demek biliyor musunuz, o caminin direkleri varya, o koca direkler yani bizim camiye bakma sen, bizim caminin direkleri apartman direkleri bunlar, küçük diyor.” O yetmiyormuş bak. “Sen Fatih camisinin direklerini biliyor musun, Süleymaniye’nin direklerini, fil ayaklarını biliyor musun” diyor. Onlar biliyorsunuz devasa sütunlar çok büyük. “Oo kaç ton o direkleri gör işte bak kafadan takken düşer, o kadar uzun”, diyor. Baktı mı takkesi arkaya düşüyormuş, kafada takke durmuyor demek ki. “O direkler gibi altınları toprak çıkaracak, dışarı atacak”. Kardeşim katliam olur öyle bir şey olsa, yani bütün evlerin bahçesinden öyle altın fışkırsa, şimdi bu evin burdan fışkırsa bu ev falan yıkılır yani. Arabalar, evler ne olur? Her yer, hayır hiçbir yere de gidemeyiz hayat ölür. Birde 24 ayar som altın fışkıracak diyor. “Birde bakacaksın ki şöyle koca sütunlar gibi altın madenleri som altın dışarı vurmuş, şimdi millet bir küpe için, bir yüzük için birisinin kafasını kırıyor, millet birbirini öldürüyor yahu” diyor. U’ yu uzatmış. “O kadar altını sokakta görenler ne yapacak acaba, işte Kıyamet yaklaştı.” İşte Cübbeli Ahmet’in mantıklarından bir tanesi… Şimdi ahir zaman şahıslarınıda anlatmak suç oldu kardeşim, adam söylesen bana söylüyorsun diyor ortaya çıkıyor. Ben çok fazla insandan bahsettim değil mi, ahir zamanda birçok anormal mahlûk var. Mesela ben dedim Mehdi (a.s)’ye karşı mücadele edecek bir yobaz var dedim. Bir üçkâğıtçı Hoca çıkacak, sahtekâr; ahir zaman sahtekârı. Ve bu klasik çakal olduğu halde kendisini gizleyecek, Müslüman gibi gösterecek klasik çakal, it; mafya yani. Fakat Mehdi (a.s)’ye karşı huruç edecek, Mehdi (a.s)’yi yalanlayacak, Mehdi (a.s)’yi dinsizlikle itham edecek. Bunu kim diyor biliyor musunuz? İmam Rabbani diyor. Nereden naklediyor biliyor musunuz? Peygamberden naklediyor, Resulullah söylüyor. İstanbul’da bir yobaz, çakal Hoca çıkacak ve Mehdi (a.s)’ye karşı huruç edecek ve insanları ona karşı kışkırtacak. Arkasına aldığı mafyayla, it-kopuk takımıyla kendini Müslüman gibi tanıtıp Mehdi (a.s)’ye karşı tavır alacak. Şimdi ben bunu söyleyince bir adam çıkarsa, arkadaş burada sen beni kastettin, ben de Hocayım. Ben 10 milyar tazminat davası açıyorum sana. İyi saatte olsunlar derim ben de böyle bir şeye tabii, değil mi. Var öyle bir it çıkacak, bir çakal, nasıl söyleyeceğiz biz bunu, değil mi, bana söyledin olmaz. Adını söylersin, soyadını söylersin, adresini verirsin tamam, yoksa hiç kimse alınmıyor benim çevremden hiçbir insan alınmıyor.
SUNUCU: İsim kullanmıyorsunuz, hiçbir şey kullanmıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Oturup durduk yere birisi çıkıp alınırsa, bunda bir anormallik vardır yani, sen bana diyorsun diyorsa bu anormalliktir.
SUNUCU: Evet. Hocam kısa bir aramız var, kısa bir aradan sonra tekrar burdayız.
Merhaba, tekrar hoşgeldiniz. Hocam söz sizde, nasıl devam etmemizi istersiniz?
ADNAN OKTAR: Tamam, teşekkür ederim. Sen bana bırak evelAllah gereğini yaparım ben inşaAllah. Yeni hadisler var onları okuyayım. Sürekli hadis araştırması yapıyoruz, yeni yeni hadisler elde ediyorum, onları zaman zaman kardeşlerime sunuyorum.
Cabir Ebu Cafer’den naklediyor: Ömer iman edenlerin prensine, Hz. Ali Keremullahı Vecceh, Haydar-ı Kerrar, değil mi, döne döne mücadele eden Allah’ın aslanı...
ADNAN OKTAR: Dedeme, benim şerefli dedeme inşaAllah. İman edenlerin prensine Hz. Ali’ye Mehdi (a.s) hakkında sorunca şöyle dedi, Ya İbn-i Ebu Talip Hz. Ali bana Mehdi (a.s)’yi anlat. Hz. Ali’ye öyle hitap ediyor Ya İbn-i Ebu Talip, Hz. Ali’ye soruyor, bana Mehdi (a.s)’yi anlat. “Adı nedir”, bir kere adını soruyor. İman edenlerin prensi Hz. Ali dedi ki, Keremullahı Vecceh, benim sevgili ve yakın dostum Peygamberimiz (sav) dedi ki; “Yüce Allah Mehdi (a.s)’yi ortaya çıkarana kadar onun adını kimseye söylememem için”, bak onun adını Hz. Ali’ye söylüyor, ama bak hiç kimseye söylemeyeceksin diyor, “söylememem için benden söz aldı”. Yemin alıyor. Onun, Hz. Mehdi (a.s)’ın adı Yüce Allah’ın elçisine emanet ettiği bilgilerden biridir. Bir tek Resullullah Hz. Ali’ye söylüyor, gizle bunu diyor, ismi şudur ama söylemeyeceksin diyor. Yalnız şunu söyleyeyim diyor adı adıma benzer, adı adıma denktir o kadar. Ahmet, Mahmut, Muhammed, Mustafa zaten öyle bir şey yok… Öyle olsa zaten böyle bir hadis olmaz, değil mi. Bak diyor ki; “Yüce Allah onu ortaya çıkarana kadar”, Allah bu ismi ortaya çıkaracak diyor, “onun adını kimseye söylememem için”, Mehdi (a.s)’nin adını söylememem için “benden söz aldı.” Peygamber Hz. Ali’den söz alıyor, söylemeyeceksin sır olarak söylüyorum diyor, ismi şu diyor, açıkça söylüyor ismini. Neyse, Bediüzzaman’ın da bu konuda mektupları var ama o da zamanı gelince ortaya çıkacak inşaAllah. “Onun, Hz. Mehdi (a.s)’ın adı Yüce Allah’ın elçisine emanet ettiği bilgilerden biridir”, emanet ettiğini söylüyorum diyor fakat kimseye söylemeyeceksin diyor. Zaman geldi, biz inceledik, baktık ne olabilir, ne olabilir, sonra anladık ki Resulullah’ın bir tane adı var, babasının adıyla kendi adının aynı olduğu bir ad var, kendi soyadı, soyadını kastettiğini daha yeni anladık biz ahir zamanda. Bak diyor ki; Yüce Allah’ın elçisine emanet ettiği bilgilerden biridir, “Yüce Allah onu ortaya çıkarana kadar”, Allah-u Âlem vakti geldi ve ortaya çıktı bu isim de. Ben-i Adnan’dır Peygamberimizin soyadı, bütün soyu mesela Peygamber efendimizin çocuklarının ismi ne dendiğinde Sayın Adnan’dır. Mesela ben anlaşılması için anlatmıştım mesela Süleyman Demirel’in kardeşine ne diyoruz Demirel diyoruz, kendisine ne diyoruz Demirel diyoruz, mesela Tayyip Erdoğan Beyefendiye ne diyoruz, Sayın Erdoğan diyoruz, oğluna ne diyoruz Erdoğan diyoruz, babasına da Sayın Erdoğan diyoruz. Sayın Erdoğan ne diyorsunuz diyoruz, ismiyle hitap edilmiyor, aynı şekilde Hz. Ali Keremullahı Vecceh, Resulullah (SAV) ile karşılaştığında ona ne diye hitap ediyor, bilmiyorsun, Mustafa Adnan Peygamber diyor.
OKTAR BABUNA: Evet kasidede İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Ali’nin kasidesinde, bakın 1400 yıllık kaside, 1400 yıllık. Mustafa Adnan Peygamber diyor, buradan bu ismin bu şekilde olduğu çok net anlıyoruz. Çünkü ismi ismime denk diyor, böyle tam aynı, bir tane isimden bahsediyor, başka da bir isimden bahsetmiyor. Ama babasının ismi de aynıdır diyor, şimdi başka da bir isim yok. Bunun, bu ismin 1400 sene gizli kalması, şimdi ortaya çıkması da bir harika mucizedir. Bak Allah ortaya çıkaracak diyor ve Allah ortaya çıkarmıştır. inşaAllah. E tabii ortaya gelince göğsünü gere gere Mehdilik mi iddia ediyorsun diyecekler, bak 50 kere söyledim, 51. kere söylüyorum, Allah’ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun ki son nefesime kadar vefat edinceye kadar hiçbir şekilde Mehdilik iddia etmem, etmeyeceğim, asla. Ama benziyor, benzeyecek ben bunu gizleyemem yani, söylemeyeyim mi ben bunu, söylemesem bunu ben Allah’a nasıl açıklayayım. Hangi bir şeyi gizleyeyim ben ve neden gizleyeyim yani, değil mi?
OKTAR BABUNA: Alametler de uyuyor ama yani dediğiniz gibi,
ADNAN OKTAR: Yok niye gizleyeyim inşaAllah. Ramuzul hadis, hadis numarası 6294: “Doğu’dan başları traşlı kavimler çıkacak, kafayı kazıtmış tipler. Resulullah’ın biliyorsunuz saçları uzundu, bazen kısaydı, bazen kısaltırdı ama genelde uzundu, hatta örüyordu iki taraftan, öyle uzun Peygamberimizin saçları. Güzel kokulu yağ sürüyor, pırıl pırıl parlıyor saçları böyle briyantinli gibi, mis gibi gül kokuyor böyle, iki beliği saçı vardı diyor iki taraftan. “Doğudan başları traşlı kavimler çıkacak, dilleri ile Kuran okuyacaklar fakat boğazlarından aşağıya geçmeyecek”. Yani bazı tipler çıkacak demek ki Kuran’dan bahsedecek, Kuran’ı ezbere bilecek ama anlattıklarına bir bakacağız ki Kuran’la taban tabana zıt, taban tabana demiyeyim Allah affetsin, tam anlamıyla zıt. Kuran’a muhalif tam bir müşrik üslubuyla adeta Kuran’a savaş açacak ama Kuran’ı savunuyor gibi görünerek. Kuran’a tam zıt izahlar yapacak, böyle tipler çıkacak. “Onlar dinden, okun yaydan çıktığı gibi çıkacaklar” diyor. Böyle yapınca tabii çıkar, çıkacak inşaAllah, öyle de demeyeyim üslup öyle de olmadı da, onlar dinden okun yaydan çıktığı gibi çıkacaklar yani öyle bir konuşma yapacak ki, uydurma bir izah, Kuran’la da tam çelişen bir izah yapacak, bu sebeple dinden çıkacaklar diyor. Ramuzul Hadis, hadis numarası 6255 “İnsanlara öyle bir zaman gelecek ki avam halk Kuran okuyacak”, halk Kuran okuyacak, “ibadete kendini verecek fakat bidat ehlinin işleriyle meşgul olacaklar”, yani dinde uydurma hurafe çıkaran psikopat cahil Hocaların işleriyle meşgul olacaklar. Onlarla haşır neşir olacaklar. “Hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar”, bak hissetmedikleri yerden şirke sapacaklar. Adam sahtekâr Hoca çıkacak, öyle bir anlatacak ki adam onu Kuran’dan zannedecek ama Kuran’a tam zıt, Kuran ahlakına tam zıt. Böyle halkı şirke sokan demek ki yobaz üçkâğıtçı sahtekâr Hocalar çıkacak, şimdi kimse çıkıp burada alınmasın, yani sen bana dedin diye kimse beni mahkemeye vermeye kalkmasın. Kimse kim, o ilgili şahıs. Söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler, konuşmaları, kasetleri, kitapları, hitabetiyle, bak söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler, geçimini ondan sağlayacaklar diyor hadiste Peygamberimiz. Yani adamın normalde geçimi başka bir yerden olması gerekirken, değil mi çünkü dinden ticaret olmaz, yani dinden kazanç elde edilmez. Çünkü bak elçiler de geliyor Kuran’da ben sizden hiçbir şey istemiyorum benim ücretim Allah’a aittir, Allah rızası benim istediğim diyor.
OKTAR BABUNA: Bugüne kadar milyonlarca kitabınız sattı, tek bir kuruş almadınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, Allah vermesin tahayyül dahi edemem.
ADNAN OKTAR: “Söz ve ilimleri vasıtasıyla rızık elde edecekler, onunla geçinecekler. Dini alet ederek dünyalık edinecekler”, işte cami kapısında duruyor topluyor mesela onunla geçiniyor adam. “İşte bir gözü kör deccalin uyduları bunlardır’’ ona uyacak olanlar bunlardır diyor. Diğer bir rivayette ‘’yetmiş bin sarıklı yobaz, deccale uyacak’’ diyor. Ramuz El Ehadis ‘de bunu söylüyor ‘’kör deccalin uydularıdır bunlar’’ diyor. Amr İbn Asr rivayet etmiştir. Peygamber efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur. ‘’Ben bu ümmetin ilkiyim. Hz. Mehdi (a.s) bu ümmetin ortasında. Hz. İsa Mesih’de sonundadır. Aramızda ise sahtekâr, yaşlı bir adam vardır.’’ Bu da Darwin, Darwin’e bakıyor. Aramızda ise gelmiş geçmiş tarihin en büyük yalancısı, en büyük fesatçısı ve en büyük deccalidir Darwin. 350 milyon insanın katline sebep olmuştur. 1. Dünya ve 2. Dünya harplerinin çıkmasına, komünizm, faşizmin çıkmasına sebep olmuştur. Hala dünyada dirlik düzenlik sağlanamıyor. Anarşi ve terörün kökenini oluşturmuştur. Kadınlara karşı nefretin kökenini oluşturmuştur. Egoistlik, bencilliği insanlara o öğretmiştir ve dünyayı güvenilmez hale getirmiştir. Bugün insanlar, bütün herkes birbirinden korkuyor. %99’u birbirinden korkuyor. Güvenilir insan parmakla sayılıyor dünyada. ‘’Aramızda ise sahtekâr, yaşlı bir adam vardır’’diyor. Biri çıkar da’’ beni kastettin’’ derse artık orada pes yani. ‘’Seni arkadaş ben mahkemeye veriyorum, bak işte burada beni kastediyorsun’’ derse; olmaz. Bu da ayrı bir konu yani... Evet, onun için de açıkladım yani çıkmasın diye. Bihar-ul Envar 51. Cilt. Kitabul Gaybet- Allame Muhammed Bakır el-Meclisi, sayfa 132…
Ben yanlış mı görüyorum Oktar, 2 dakika mı kalmış?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah, estağfurullah. Doyulmuyor konuşmanıza, çok çabuk geçiyor zaman maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne yapalım?
SUNUCU: Bir hatırlatma yapayım ben. Yarın bizi saat 22.00 ile 24.00 saatleri arasında Kral Karadeniz ekranlarından izleyebilirsiniz. Tekrar sitelerimizi hatırlatmak istiyorum. www.harunyhaya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden de soru ve görüşlerinizi bize gönderebilirsiniz. Yarın akşam saat 22.00’de görüşmek üzere hoşça kalın.
Bu eser 688 kez incelendi.
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin. Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;