Harun Yahya, harun yahya
E-mail :
Şifre :
Beni Hatırla
 
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 11202 tanesi Türkçe, toplam 14018 adet eser bulunmaktadır. Tüm dökümanlar ücretsizdir. Bunların tamamını sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
 OTHER LANGUAGES :
Konularına Göre Eserler:
 Ana Sayfa  / Haberler /  Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri'deki Canlı Röportajı (24 Şubat 2010)
TR Arama: 
 ESERLER
Kitaplar (275)
Cep Kitapları (72)
Kitapçıklar (13)
Dergiler (225)
Belgeseller (288)
Ses Kasetleri (100)
CD'ler (11)
Web Siteleri (407)
Makaleler (8283)
Posterler (17)
Afiş Sergisi (48)
Harun Yahya'nın Tüm Eserler Listesi
DİĞER LİNKLER
Site Hakkında
Harun Yahya Hakkında
Adnan Oktar Anlatıyor (911)
Basında Harun Yahya
Türkiye'den Yankılar
Dünyadan Yankılar
İlanlar
Röportajlar
Ramazan Sayfaları
Haber Arşivi
Duyurular (1)
Harun Yahya Etkileri
Ne Demişti Ne Oldu
Yeni Bilgiler (263)
Yardım Sayfası
Bize Ulaşın
Detaylı Arama
Satış Sitesi
Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz
Online Kuran-ı Kerim
harunyahya.net
evrimaldatmacasi.com
ramazansayfalari.com
Haber : Sayın Adnan Oktar'ın TV Kayseri'deki Canlı Röportajı (24 Şubat 2010)
Şubat 2010


Sitenize Ekleyin :

Hepsini Seç
SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Her akşam olduğu gibi bu akşam da sizlerle birlikteyiz. Adnan Oktar’la Başbaşa programını bugün TV Kayseri kanalından sunuyoruz. Konuğum tüm dünyaca kitapları tanınan, eserleriyle büyük yankı uyandıran, Kuran ahlakını anlatmak için hayatını bu yolda vakfetmiş, kıymetli yazarımız, Hocamız Sayın Adnan Oktar. Bir diğer konuğumuz ise Sayın Dr. Oktar Babuna. Hoş geldiniz efendim. Nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim Aliye Hanım siz nasılsınız?

SUNUCU: Teşekkür ederim Hocam. Hocam, her akşam anlattığımız konular izleyicilerimiz tarafından yoğun ilgi görüyor. İslam ahlakını sizin vesilenizle çok daha iyi anladıklarını, maillerle de biliyoruz Hocam. Hangi konudan başlamak istersiniz? Ne anlatmak istersiniz?

ADNAN OKTAR: Aliye, maşaAllah son zamanlarda benim kitaplarımı böyle baştan sona kadar okuyor. Çok detaylı, güzel sorular hazırlamış. Dolayısıyla onun merak ettiği konuları anlatacağım bugün daha çok inşaAllah. Yine tabii seyircilerimizin merak ettiği konular var, onlardan da olacak. Ama bir hadise rastladım. Onu bir anlatayım. Başka yeni konular var. Diyor ki bakın; şimdi Cübbeli’yle yine aramızda olay çıkacak ama söyleyeceğim. Temimoğullarından bakın Mehdi (a.s.)’ı, başka bir rivayet şu şekilde anlatıyor: “Orta boylu” diyor, “esmer, meczum, hafif sakallı, sakalları incedir” diyor Mehdi (a.s.)’ın. Bir başka rivayette; “kevsec, sakalı yanlarda az”, yani şakak yanlarında az. Yanaklara kadar dolu değil yani sakal. Yanlarda az, aşağı tarafı uzun sakalının. Rivayette bu şekilde geçiyor bak; “meczum, hafif sakallı, ince sakallı, sakalı yanlarda az, şakak yanlarında az, aşağı tarafı uzun”. Yani asıl sakal kısmı uzundur diyor. “Ona Şuayb bin Salih denir” diyor. Bakın burada diyor ki; “hadislerdeki bu isim o zatın asıl ismi değil; ünvan-ı mülahaza olan ismidir” diyor. “Kezalik” diyor; Mehdi, “Cahcah”, “deccal”, “Süfyani” gibi isimler de birer ünvandır. O şahıslar aynı bu isimle gelir demek değildir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ismi Tevrat’ta ve İncil’de “Ahyed”, “Ahmed”, “Faraklit”, “Münhamenna” olarak geçmektedir. Hz. İbrahim (a.s.)’ın babasının adı “Tareh” olduğu halde Kuran’da ona “Azer” denilmiştir. “Allahualem meşrikten çıkan o zatın yani Mehdi (a.s.)'nin, bütün dünyanın ordularına karşı koyan küçük bir ordusu olduğu için ona şubecik, bir şube, yani şubeden küçük bir şubecik, Müslümanların küçük bir şubeciği olduğu için şubecik anlamında ‘Şuayb’ adı verilmiştir. “Bin Salih denilmesi ise bu Zat’ın babası da kendisi gibi salih bir insan olmakla beraber” diyor, Hz. İbrahim (a.s.) soyundan geldiği için ona bakıyor inşaAllah. Bu hadis de böyle. Çünkü mesela Haris bin Harras, Arslanoğlu Arslan diye de geçiyor Mehdi (a.s.). Bunlar hep ayrı, ayrı şahıslar zannediliyor. Halbuki Mehdi (a.s.) devrinde küçük zaten bir tane ordu var. Küçük bir tane topluluk var. Yani öyle müteahhidli çok fazla topluluk yok. Yani falanca yerde ayrı bir topluluk, falanca yerde ayrı bir topluluk. O zaman onlar da Mehdi (a.s.) ordusu olmuş olur. Öyle yok. Bir tane Mehdi (a.s.) ordusu vardır. Fakat çeşitli isimlerle anılıyor. Onun için bunu ayrıca bir konu olarak anlatıyorum.

OKTAR BABUNA: Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bu kadar da detaylı tarif bir mucize. Çok büyük bir mucize. Hayret verici maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi (a.s.) detayları diğer ahir zaman şahıslarında yapılan detaylar gibi değil. Mehdi (a.s.)’de mesela 100 tarif varsa, Hz. İsa (a.s.)’da 2-3 tarif var. Mesela deccalde 3-4 tarif var, dış görünümü. Ama Mehdi (a.s.)’de 100’dür. Yani ta saçından başlayıp, ta ayaklarının ucuna kadar, yani hatta sırtındaki benlere varıncaya kadar, çok detaylı. Yürüyüşü, karakteri, üslubu, konuşması, cilt yapısı, cildinin genel özelliği, bakışları, elinin durumu, konumu, konuşma şekli, vurguları. Hepsi çok detaylı anlatılmıştır Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından. Bak sakalı da, normalde mesela diyor “sakallıdır” diyor, rivayette “sakallı”. Mesela “gürdür” diyor sakalı. Fakat ayrıca “ince sakallıdır” diyor. Böyle sert sakallı değil. Öyle kırçıl sakallı değil inşaAllah. “Fakat” diyor “şakak yanlarında incedir sakalı” diyor. Ve onlar da ayrıca hepsi tek tek belirtilmiş, mesela anlamları da belirtiyor. Bak “orta boylu” diyor, “esmer”. Yani beyaza çalar kırmızı. Yahut kırmızı-beyaz karışımı. “Meczum; hafif sakallı, kevsec; sakalı yanlarda az”, aşağı tarafı uzun olan. Ki Arap asıllı olduğu söyleniyor. Ki Peygamberimiz (s.a.v.) soyundan zaten. “Bir adam ki ona Şuayb Bin Salih denir” diyor. Burada bir beyaz elbiseden de bahsediyor ayrıca. Allahualem meşrikten çıkan o zatın bütün dünyanın ordularına; bakın “bütün dünyanın ordularına karşı koyan”. Bütün dünyanın ordularına karşı koyan kimdir? Mehdi (a.s.)’dır. İkinci bir şahıs olamayacağı belli. Küçücük bir ordusu olduğu için ona Müslümanların küçük bir şubesi anlamında, ”şubecik” anlamında “Şuayb” adı verilmiştir. Mehdi (a.s.)’a verilen isimlerden bir tanesi de “Şuayip”tir. “Bin Salih” denilmesi ise, “bu Zat’ın babası da kendisi gibi salih bir insan olduğu içindir” diyor. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden gelmesi, Hz. İbrahim (a.s.)’ın soyundan gelmesi, ona işaret ediliyor, inşaAllah. Mesela, “Haris aslan demektir. O Zat’ın ismi ile aynı manada, binaenaleyh hadis kinayeli olarak o Zat’tan bahsetmektedir” diyor. İkinci mesela, diğeri “Haris bin Harras”’tır. Yani “Haris aslan demektir, o Zat’ın isminin manası ile tevafuk etmektedir” diyor. Aslanoğlu aslan, inşaAllah, Mehdi (a.s.)’ın diğer bir ismi. Yani okuyucu, araştırıcı kardeşlerim, araştıran kardeşlerimiz hadis-i şeriflerde böyle konulara rastlayacaklardır. Ayrı zat zannediyorlar onları, ayrı bir kişi. Halbuki aynı şahıstan bahsediyor. Mehdi (a.s.) çeşitli şekillerde tarif ediliyor. Bunlardan bir tanesi de bu şekildedir. Yani onu bilgi olarak sunuyorum. “Ben ümmetim hakkında, bir mümin ya da müşrikten korkmuyorum. Çünkü mümini kötülükten imanı engeller, müşriki de küfrü defeder. Yani küfrün içinde olduğu zaten bilinir, ona göre tedbir alınır. Fakat asıl dilbaz”; var ya böyle cık cık çeneli derler böyle, çıkar orada burada, televizyonlarda konuşur. Fakat hep fitne fücur, kargaşa, Müslümanları birbirine düşürmek. Soytarılık yapar, şaklabanlık yapar, dini, imani konularda, güya (haşa), alaycı bir üslup kullanır. Millete böyle sirk soytarısı gibi soytarılık yapar ya. Bakın diyor, Resulullah (s.a.v.)’in mübarek dili ile, bak diyor; “dilbaz münafıktan endişe etmekteyim”. Bakın; “dilbaz münafıktan endişe etmekteyim. Çünkü o sizin hoşunuza gidecek şeyleri söyler”. Yani espiriler yapar, münasebetsiz şakalar yapar, alaycılık eder sizi güldürür, “ama hoşunuza gitmeyecek işleri yapar”. Yani Kuran’a, İslam’a sinsice bir savaş verir. Fakat insanlar da bunun farkına varmaz. Hadis buna işaret ediyor. Hadisi Taberani, el-Mu’cemu’l-evsat ve el-Mu’cemu’s-sağir, İlim Kitabı, Münafığın polemiği sayfa 512 diyor. Resulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Her zamanda, ümmetim içinde, Ehl-i Beyt’imden adil bir kişi vardır”. Yani mutlaka seyyidler her asırda görev alırlar diyor. Onlar, sapıtanların tahriflerini, yani İslam’a, Kuran’a sonradan sokulan, dinde olmayan izahları, batıl ehlinin batılını, yani o devrin dinsiz cereyanına ait ne varsa. Yani mesela o devirde putçuluk varsa, o, müşrik düşünce varsa, o. Cahillerin yorumunu bu dinden uzaklaştırırlar. Yani böyle yobaz takımının, çirkin yorumlarını dinden uzaklaştırıp, dini saf ve temiz hale getirirler diyor. İmam Cafer-i Sadık şöyle buyuruyor; bakın bu hadisler yeni araştırma, hepsi çok önemli. Yani uzun araştırmalar ile buluyoruz. Böyle binlerce hadis var, bunların içinden buluyoruz. “Kim Kaim Hazreti Mehdi (a.s.)’ın ashabından olmak isterse”, yani onun talebesi, “ona yakın olmak isterse, beklemeli ve bekleyiş halinde kendisinden takva ve güzel ahlak sergilemelidir”. Yani biz Mehdi (a.s.) derken, dine, imana uzak hareketler yapmayın diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Güzel ahlaklı davranın, o sonunda size nasip olacak diyor, inşaAllah.

Evet, şimdi Oktar Hocam, sen bir şeyler anlatabilirsin.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu DNA’yı bulan Francis Crick ile ilgili bir film vardı. Gösterelim mi Hocam onu? İtirafları onun.

ADNAN OKTAR: Francis Crick mi? Yani şimdi, tamam, güzel anlat.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu Francis Crick ve James Watson, yaptıkları DNA ile ilgili buluşun ardından İngiliz Kraliyeti tarafından ödüllendirildiler.

ADNAN OKTAR: Niye ödüllendiriliyor?

OKTAR BABUNA: Nobel ödülü aldı Hocam. Büyük ödüllerini aldı.

ADNAN OKTAR: Ama ne yaptı da, anlatacak mısın?

OKTAR BABUNA: DNA’yı keşfettikleri için.

ADNAN OKTAR: Tamam, evet.

OKTAR BABUNA: Bu iki insana, sadece Allah’ın yarattığı bu mükemmel yapıyı keşfettikleri için takdir gösterilmektedir, aldıkları ödüller ile. Fakat asıl büyüklüğü takdir edilecek, DNA’yı yaratan yani Yüce Allah’tır inşaAllah.

Şimdi bu tören anını ve buluşlarını gösterecek Hocam inşaAllah. Hakikaten bu keşfi yaptıkları zaman, 1953 yılında, ilk defa keşfedildi DNA olduğu. Hücrelerin içersinde bir bilgi bankası olduğu. Bu Francis Crick ve James Watson tarafından keşfedildi. İnsanın çok yüksek seviyede, detaylı bilgi taşıyan özelliği var diye. Burada konuşmasında anlatıyor bunları. Kendisi söylüyor. “Bu bilgi çok hayret verici” diyor. “Bir toplu iğne başı kadar alanda” diyor, “bu kadar bilginin olması çok hayret verici” diyor bu sözleriyle. Burada konuşması gösteriliyor. Bu kadar çok bilgi bu kadar küçük bir mekana nasıl sığmış olabilir? Kendisi de hayret ediyor. Crick yapısını anlamakta zorluk çektiği DNA keşfinden ötürü de Nobel Ödülü almıştı. O töreni gösteriyor. Neredeyse yokluk denebilecek kadar küçük bir yapı DNA’nın yapısı. Hakikaten ki 1 gr. DNA’ya 200 trilyon kitaba eşdeğer bilgi sığabiliyor. Francis Crick; “bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında dürüst bir adamın yapabileceği tek yorum” diyor; “hayatın bir mucize eseri olarak ortaya çıktığıdır”. Bunlar Charles Darwin döneminde bilinmiyordu. Charles Darwin döneminde bilinmediği için de o Darwinizm safsatasını ileri sürebilmişti. DNA hakkında daha detaylı bilgi için de sizin eserlerinizden istifade ederek hazırlanan www.dnaevrimiyalanliyor.com ya da www.darwindnayibilseydi.com ya da www.hucredekidetay.com sitelerinden faydalanabilirler Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne diyorsun Aliye, Hocamın anlattıklarına?

SUNUCU: Şaşırıyorum Hocam.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bugünlerde neler oluyor Türkiye’de?

OKTAR BABUNA: Çok hızlı gelişmeler var Hocam.

ADNAN OKTAR: Ortalık karışık. Kardeşim bir daha söylüyorum ordumuzun içindeki tasaffi, saflaşma ordumuzu güçlendirir. Zayıflatmaz yıpratmaz hiçbir şey yapmaz. Gerçi artık böyle şamata yapan yok. Yani o uyarmamdan sonra bu konu kapandı. Ama yine ne olur ne olmaz değil mi? Tabii suya gitmeden biz önceden hafiften bir ilgi alaka gösterelim de bir şey yapmasınlar. Dikkatli olsunlar. Ordumuz her dönemde zorluklarla karşılaşmıştır. Zorluklar bizim ordumuzu güçlendirir. Bizim milletimizin kendisi ordu zaten evvelAllah. Milletimizden değil mi, oluşan bir topluluk. Bu sözü duyanlar tam aksi anlamda alacaklar. Diyecekler bizim ordumuz daha güçleniyor, daha tasaffi ediyor, mükemmel hale geliyor diyecekler. Öyle bir şey olmaz. Çünkü bizim ordumuzun gücü tanktan toptan kaynaklanmıyor. İman gücü var. Yani Irak’ın silahları vardı, hatta Türkiye’den daha çoktu onların silahı. Tankı, topu, uçağı her şeyi vardı. Dünyanın 3. askeri gücü biliniyordu, Irak. Ne oldu? Bir üflediler, masanın altına girdi hepsi. Darmakeşan herkes dağıldı. Bir gecenin içinde Irak ordusu yok oldu. Hadislerde belirtiyor; “bir gecenin içinde ordu yok olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bir gecenin içinde bu hadis-i şerife uygun olarak ordu yok oldu. Bizim milletimiz böyle değil işte. Nereye gitsen delikanlı kaynar. Şimdi bir Karadenizli’yi, Karadeniz’i boydan boya düşünün. Allah muhafaza işgal mümkün mü? Adamı yani perişan ederler yani perişan. Mümkün değil inşaAllah. Efendim, Kayseri, Yozgat, Tokat, Turhal oralar mümkün mü? Delikanlı kaynar. Diyarbakır, Urfa, Mardin, Siirt, Erzurum, Erzincan, Malatya mümkün mü? Hepsi ünvanlı maşaAllah. Edirne’nin delikanlılarına mümkün mü o taraflara? Ege’nin yiğitleri mümkün mü? Antalya’nın delikanlıları mümkün mü? Bunu bildiği için kimse de yanımıza yanaşmıyor. Bir kükrüyorlar, esip parlıyorlar ama, asıl hedefte Türkiye olduğu halde kenarından teğet geçebiliyorlar. Çünkü yiğitliği tescilli. İşte bizim Türk milletinin, yiğitliği, gücü Türk ordusunun gücü iman gücünden kaynaklanıyor. Silah gücünden değil. Biz Çanakkale’ye teknik donanımla mı gittik, orada Çanakkale’yi koruduk? Biz kendimiz imal ettik, yani alelade atölyelerde bilmem nerelerde falan. Var filmleri var görüyorsunuz. El yapımıdır, hepsi. Çok büyük bir bölümü el yapımıdır. Dolayısıyla iman gücüdür. Çanakkale mucizedir. Yani Çanakkale’nin düşmemesi mucizedir. İstanbul’dan İngiliz askerlerinin sırtlarına baka baka gitmeleri mucizedir. Tabii değil mi? Fransız işgalinin kırılması, İngiliz işgalinin, İtalyan işgalinin kırılması, mucizedir. Yunanistan’ın yaptığı işgalin kırılması mucizedir. Çok büyük bir olay bu. Milletin yiğitliği tescilli bizde. İşte ordu dediğin budur. Türk milletinin mayası bu inşaAllah. Ordumuz da bizim çok efendi, halis muhlis, saygılı, efendi, saygılı, şefkatli, sevecendir. Biz o yüzden dünyaya hakimiyette Türk ordusu öncü olacak diyoruz. Yoksa biz tank, tüfekle atom bombasıyla biz güçlüyüz asarız keseriz, o anlamda demiyorum ben. Merhametiyle hakim oluyor Türk ordusu. Afganistan’daki gücü tankından topundan dolayı mı? Şefkatinden, merhametinden, saygısından, efendiliğinden dolayı. Onun için ordumuzla ilgili bu tip sözler söylenmeyecek, duymayacağız bir daha. Bir de mahkemeler çalışsın. Yani bundan ne tedirgin oluyorlar ben anlamıyorum. Bir şey yok. İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü gittiğinde bütün Türkiye ferahlayacak. Yani bu tedirginlik nedir ki? Herkes rahatlayacak. Her kurum rahatlayacak. Her kuruma bunlar sülük gibi asalak olmuştu iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü. Dolayısıyla genel bir huzura sebep olacağı için bu konuda, rahatsız bir üsluba hiç gerek yok. Bir de hukukçularımıza güvensinler. Mahkemelere de güvensinler. Bir de kimse onların böyle hapislerde çürümesinin meraklısı değil. Asıl buradaki istenen şey; bu örgütün faaliyetlerinin durmasıdır. Çünkü çok arsız bir kararlılıkla devam etmek istiyorlar gördüğüm kadarıyla. Yani buna müsaade etmeyiz. Biz Türk milleti olarak bunu istemiyoruz. Yani biz Türkiye’yi böldürmeyiz. 20 eyalete ayırttırmayız. Güneydoğu’yu vermeyiz. Kıbrıs’ı vermeyiz. Musul’u, Kerkük’ü vermeyiz. Büyük Türkiye düşüncesinden vazgeçmeyiz. Türk İslam Birliği’nden vazgeçmeyiz. Yani kıtibiyoz, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü müdür nedir ne karın ağrısı, onların kabadayılığıyla da biz bundan vazgeçecek değiliz. Bu zaten kaderde olmuş bir şey. Bu olacak inşaAllah. Ben diyorum bak söyledim, dedim ki; “kardeşim dedim bunlar yargı içerisinde, en güçlü yapılanmalarını oluşturdular” dedim. İki yıl önce. İki yıl önce, bakın daha yeni olaya birçok kişi şahit olmaya başladı. Arkasından da dedim ki; “bakın bir tek orada değil, Emniyet’te de” dedim. Bak görüyorsunuz oradan da köstebekler falan çıkmaya başladı. Haber veriyorlar, bir şey oluyor haber veriyorlar falan. Ne dedik; “Emniyet içinde de varlar” dedik. Ama en güçlü yargı içerisinde dedim. Ama tabii tebrik ediyorum. Hükümet gereğini yapıyor. Ordumuzu da tebrik ediyorum, onlar da gereğini yapıyorlar. Çünkü bu operasyonu sırf polis yönetmiyor. Jandarma da bu konuda çok büyük hizmet veriyor. Ordunun da çok büyük emeği var. İnşaAllah çok güzel olacak. Yoksa biz kendi evlatlarımızı, kendi kardeşlerimizi, rahatsız etmek, üzmek falan onun için değil tabii ki bu. Bunun kökenin de bu değil. Türkiye’yi bir beladan kurtarma operasyonu var. Yani Atatürk’ün kurduğu cumhuriyeti yıktırmayız. Bu kadar. Olay bu. Yani konu bunun üzerine dayalı inşaAllah.

SUNUCU: Hocam birçok sorum var size. Yani özellikle seyircilerimizin de merak ettiği konular bunlar Hocam okuduğum kadarıyla, sizin de anlattıklarınız. Biliyorsunuz, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili çok fazla konular var. Onlarla ilgili sormak istiyorum. Hz. Mehdi (a.s.)’nin üç tane görevi olacak diyorlar. Önemli üç tane görevi. Bunlar nelerdir Hocam?

ADNAN OKTAR: Sen Aliye sorularını sor hepsini. Ben dur deyinceye kadar sor.

SUNUCU: Hz. Mehdi (a.s.)’ın 3 tane görevi olacaktır. Bunlar nelerdir? Mehdi (a.s.) gelecek ve tüm mezhepleri ortadan kaldıracak. Sadece kendi mezhebi mi olacaktır? Yani yeni bir mezhep mi ortaya çıkacak? Hz. İsa (a.s.)’ın dünyaya yeniden gelişi bedensel mi olacak? Hz. Mehdi (a.s.)’ın ismiyle ilgili bir ipucu var mıdır diye soracaktım ama bunu az önce açıkladınız. Bir de Hocam bazı kişiler Hazreti Mehdi (a.s.) ile Peygamberliği karıştırıyor. Aradaki farkları, bizlere açıklayabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Tamam şimdi burada duralım. Üç vazifesi olacak, bunu Said Nursi Hazretleri söylüyor. “Siyaset, diyanet ve saltanat alemlerinde, üç görevi de kendisi yapacak” diyor. Bizzat sağ iken, Nur talebesi kardeşlerimiz, tanıyanlar gidip sorsunlar. Bu konuda ağız büken insanlarla karşılaşacaklar ve hayretler içinde kalacaklardır, yani bir mucize ile karşılaşacaklardır. Risale-i Nur Külliyatı’nı alsınlar, Said Nursi Hazretleri’nin ben kitaplarından sayfa numaralarını da verebilirim. Baksınlar, okusunlar benim sitem www.harunyahya.org’da var Bediüzzaman’ın bu konudaki sözleri. Çok açık bunları alsınlar. Nur talebesi olan, hepsini tenzih ederim, bazı kardeşlerimize gitsinler. Ya desinler, “Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bir Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. “Ne zaman gelecek bu Mehdi (a.s.)? Hangi görevleri yapacak?” bir desinler. Hayretler içinde kalacakları bir cevap alacaklardır. “Mehdi (a.s.) geldi-geçti” diyecektir. Bir başkasına gidecektir, o da diyecektir ki: “Mehdi şahsı manevidir. Böyle hava gibi yani göremiyorsun, bir fikir sistemidir Mehdi, dolayısıyla öyle birisi yok” diyecek. Bir başkasına gittiğinde; “Haa evet öyle biri gelecek ama o, siyaset Mehdi’si, aynıdır o, ben anladım demek istediğini” diyecek. Bediüzzaman en önemli görevi yapmıştır, imani konuda çalışmayı yapmış, bitirmiştir. O, siyaset Mehdi’si de gelip o kişideki, antipatik bir dille anlatıyorlar zaten pek istemedikleri anlaşılıyor. Onun gelmesinden rahatsızlar yani. Üvey çocuk gibi yani, böyle gelmese daha iyi olur gibi bir üslupları var. Tabii tabii aynen o tarzda, “üstadımız daha üstündür” diyor. Yani halbuki üstünlük Allah Katındadır. Allah biliyor ama onlar daha üstün diyorlar. “Evet” diyorlar, “bir siyaset Mehdi’si bekleniyor bakalım” diyorlar. “Ama bir görev yapacak” diyorlar. Bir kısmı da diyor ki: “Üç tane daha Mehdi gelecek peş peşe”. Bakın işte bilgi karmaşasını görüyor musunuz? “Biri siyaset Mehdi’si olacak, biri diyanet Mehdi’si, biri de saltanat Mehdi’si olacak” diyor, “üç Mehdi gelecek” diyor. Kardeşim “1506’da ümmetin galibane ömrü biter” diyor Said Nursi. “1545’te de Kıyamet kopacak” diyor. Nereye üç Mehdi gelecek? Yani nasıl bir vakit olsun bu kadar değil mi? Onar yıl, on beşer yıl arayla gelmeleri gerekiyor. Yani üst üste seri olarak peş peşe ölecekler herhalde, vefat edecekler anladığım kadarıyla, bunun olmadığı da belli. Bakın doğrusu şudur, bunların hepsi yalan izahlardır. Doğru değil bunlar. Bediüzzaman’ın dedikleri ile çelişiyor. Bir Mehdi (a.s.) gelecektir, Hicri 1400’de net tarih verilmiştir. Üç görevi de Hicri 1400 ile 1500 arasında bitirecektir, Hazreti İsa (a.s.) ile birlikte. 1400 ile 1500 arasında her şey bitecek. Yani şu an Hicri 1431’deyiz 41-51-61-71-81-91 o kadar yani çok kısa bir süre var, bunun içerisinde bitirecektir. “Dediğin doğru mu?”, göreceğiz. Tamam ben de onu diyorum, göreceğiz diyorum. Ama bak benim 800’e yakın sözüm oldu, hepsi doğru çıktı. Peygamberimizin (s.a.v.) bütün hadisleri doğru çıktı. Mehdi (a.s.)’ın çıkışına ait 150 alamet vermiştir hepsi doğru çıktı. Bu kadar alamet oluyor da hepsinin doğru çıktığına inanıyorsak, Mehdi (a.s.)’ın vazifede olduğuna niye inanamıyoruz? Bediüzzaman’ın yalan sölediğinden nasıl emin oluyor insanlar o zaman, değil mi? Dediği doğru. Siyaseti de, saltanatı da, diyaneti de hepsini de tam mütekamil olarak yerine getirecektir. Yani tebliğini yapacaktır Mehdi (a.s.). Vefatından sonra Hazreti İsa (a.s.) görevi devralacaktır. Onun vefatından sonra da şiddetle bir bozulma devri başlıyor, süratle. Karmaşık olan hiçbir şey yok. Büyük savaşlar yok bundan sonra. Dediğim aynen çıkacaktır göreceksiniz. Mehdi (a.s.)’ın ilk vazifesi, “imani vazifesi ana vazifesidir” diyor Üstad. Yani “yüzde 90’lık bölümü budur” diyor. Siyaset ve saltanatla ilgili kısım yüzde 10’luk bölümü. Yani o çok kolay olan bir kısım olacak. Çünkü o kadar kolay ki ona bağlanıyorsun zaten. Süratle yıldırım hızıyla hareket eder Mehdi (a.s.). Her yerde bereket, bolluk ve huzur olacaktır. Her yerde imani faaliyetleri olacaktır. Yani yaklaşık bir 30 yıl-40 yıl içerisinde her şeyi bitirecektir Mehdi (a.s.). Konu bitecektir, ondan sonra Hz. İsa (a.s.)’ın görevi başlıyor. Hz. İsa (a.s.)’a devredecektir. “Ben buna inanamıyorum, Bediüzzaman’a da inanmıyorum, hadislere de inanmıyorum” diyorsa o, olabilir. Kuran’a inanmayan da var. Yani kimsenin bir şey dediği yok. Saygı duyarız, yani o bir şey değil. Ama olmuş bir şeye ben inanmıyorum dese de olmuştur. Yani şimdi güneş doğmuş; “ben inanmıyorum güneş doğduğuna” diyor. Tamam inanmıyor olabilir ama güneş doğmuş herkes görüyor yani. Mehdi (a.s.)’ın alametlerinin tamamı çıkmış “ben inanmıyorum çıktığına alametlerin” diyor. Mesela diyor ki; “Kabe’de kan akıtılacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Kabe basılacak” diyor. “Bu alamet oldu” diyoruz, “yok ben inanmıyorum, olmadı” diyor. Gazeteler yazdı olay adli olay, bütün millet gördü, “yok öyle bir şey” diyor. On beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları var mesela, “ona da inanmıyorum ben” diyor. Allah selamet versin sorun değil. Ahirette aynısını anlatır. Göreceğiz, bakacağız nasıl anlatacak.

SUNUCU: Bazı kişler Hocam Mehdiliği ve Peygamberliği karıştırıyor. Aradaki farkları bizlere açıklayabilir misiniz demiştik. “ ‘Ahir zamanda insanların suretlerinde bozulma ve çirkinleşme olacak. Yüzleri nursuz ve anlamsız. Bakışlarında bir boşluk olup bu ifadeler dışarıdan bakan kişilerce fark edilecek’ diye bir söyleminiz var. Estetik yaptıran bu sebeple burunları düşen, yüzleri insan suretinden çıkan ve botoks yaptırarak mimik işaretleri kaybolup, boş ve anlamsız bakan kişiler bu kategoriye giriyor mu?” diye bir soru.

ADNAN OKTAR: Botoks yazık ben kadınlarda görüyorum. Yazık acıyorum ne tatlı şeyler onlar. Plastikten yapmış gibi olmuş yüz. O kadar eziyete ne gerek var? Çok komik dudağını oynatamıyor, kaşını, gözünü oynatamıyor mika gibi. Yazık bir de gülerek televizyona çıkıyor. Marifet yapmış gibi hani görün güzelliğimi gibisinden. Yani zaten orada sen mahvolmuşsun ne gerek onlara?

OKTAR BABUNA: Silikonla şişiriyorlar Hocam, gülemiyor falan dudağı.

ADNAN OKTAR: Hayır gülemiyor. Gözünde de mimik olmuyor. Hiçbir yerde mimik olmuyor. Surat mask ifade.

SUNUCU: Şaşkın bir ifade oluyor değil mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Yazık değil mi kardeşim? Her yaşın kendine has bir güzelliği vardır. Sana ne? Ne gerek öyle şeylerle hayatını zehir ediyorsun. Bir de çektiği acıya bak. Mesela orasına burasına silikonlar falan, suratına da öyle. O kadar acıya ne gerek var, iki günlük dünyada, o kadar ızdırap çekiyorsun. Bir de yakışsa bari. Hakikaten çok acayip bir şey oluyor insan ürküyor gördüğünde. Bir garip oluyor, bir insan irkiliyor şöyle. Herkesi tenzih ederim hepsini tenzih ediyorum ama, gerçekten gereksiz yazık ediyorlar. Ama hadisin kastettiği mana o değil tabii. Hadisteki nursuzluk, sevgisizliğin elektriği. İmansızlığın bir elektriği vardır o anlaşılır. Onu müminler anlarlar, yani müminler de bir altıncı his vardır. İmansız böyle münafığı, mesela karaktersizi Müslüman gözünden anlar. Üslubundan, elektriğinden anlar. Ona dikkat çekiliyor yoksa mesela dinsiz olur da eli, yüzü düzgün görünüyor. Fizik olarak düzgün görünüyor ama kendine has bir kiri olur onun manevi bir kiri oluyor. Müslüman onu görür. Baktın mı anlaşılır o. Yani mesela gözünde bir nur olmaz, bakışında bir nur olmaz, yüzünde bir nur olmaz. Nur değince bir ışık anlamında değil, mesela beyazlık olarak alıyorlar nuru ve yahut böyle pişmiş kelle gibi sürekli sırıtma olarak alıyorlar. Mesela nurlu adam değince sürekli sırıtır, böyle tatlı tatlı. Öyle bir şey yok, ne artistler var sürekli sırıtıyor adam eli yüzü de parlıyor. Beyaz da yüzü. O, nur anlamına gelmez. Nur apayrı bir şeydir. Nur müminin özel keşfedebildiği, hissettiği, özel bir elektriktir. Yani ruhu açan, ferahlatan. Yani onu gördüğünde için ferahlar, bir rahatlarsın, hoşuna gider. Yani onun odaya girmesi ile bir hoş elektrik kaplar etrafı. Mesela kafir geldiğinde de bir bast hali, karanlık oluşur. İnsanın ruhu sıkılır, içi sıkılır. Azap duyar onun varlığından, tarif edemez. Eli, yüzü düzgündür ama bunalır adam ondan. Kastedilen budur. Yoksa mesela zenci de nurlu olur. Yani siyahlık beyazlıkla falan alakası yok. Halk onu zannediyor. Sürekli pişmiş kelle gibi sırıtarak gezen tipler vardır. Böyle beyaz falan yani yapmacık sırıtma. O değildir o, kastedilen. Yoksa mesela çileden insanın eli, yüzü buruşabilir. Ama eli yüzü nurlu olur. Buruş buruş olur çektiği acılardan. Mesela savaşta sahabelerin eli yüzü doğranıyordu. Suratının yarısını götürüyorlardı değil mi? Ben öyle insanın yüzünden nur aktığını görürüm. Ruhum ferahlar yanında. Onlar nur parçası inşaAllah. Bu yöndedir, bu şekildedir.

ADNAN OKTAR: “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek ve bütün mezhepleri ortadan kaldıracak. Sadece kendi mezhebi olacaktır. Yani yeni mezhep mi ortaya çıkaracak?” Hayır. Kendi mezhebi de olmuyor. Hiç mezhep olmuyor. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında nasıldı? Aynı şekilde. Mezhep var mıydı Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında? Bu ehl-i sünnette dört mezhebin ittifak ettiği bir konudur. Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde bütün mezhepleri kaldıracak. Zaten o yüzden mezhep imamına uyan mukallidler; “bu bizim dinimizi kaldırdı” diyorlar. Çünkü bakıyorlar ki mezhebine uygun değil. Öbürü de kendi mezhebine uygun değil. Yani dört mezhebe de uygun değil bazı izahları, bazı anlatımları. Çelişecek yani birçok şeyle. Onlarla çelişecek. O yüzden ona karşı tavır alacaklar. Hatta diyor, Medine’deki cahil yobaz da; “bu bizim dinimizi kaldırdı” der. Yani mezheplerin çoğuna uyar. Çoğunun da hükümlerine uymayacaktır. Birçok mezheple çelişecektir. Dört mezhebe birçok yönde uyacak, birçok yönde de uymayacaktır, inşaAllah. Dolayısıyla sahabe dönemi gibi olacaktır, inşaAllah. Fakat mezheplerden tedirgin olmamak lazım. Mezheplerde fazlalık olur, eksiklik olmaz yalnız onu söyleyeyim. Mezhep deyince, mezhepten iğreti olmak değil yani. “Mezhepleri kaldıracak” diyor, Allah’tan rahmet olarak söylüyor onu. Tek Hz. Mehdi (a.s.)’ın sahabe dönemine dönüşü sağlayan güzel anlatımı kalacak, inşaAllah. Ama mesela, Hanefi mezhebi, Hanbeli, Maliki, Şafi, bunlar hak mezheplerdir. Tekrar söylüyorum. Fazlası vardır, eksiği yoktur. Fakat Hz. Mehdi (a.s.) tam netleştirecektir. O dört mezhebin arasında çelişkiler var ya, bu çelişki olmuyor işte o zaman. Dört mezhepte de şu an, hem ibadetlerde, hem helallerde, haramlarda çelişkiler var. Onda ayrı, onda ayrıdır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın izahında hiç yok. Sahabe dönemimin aynısıdır, tektir yani. Herkes gönül huzuruyla onu yaşayacak, inşaAllah. “Hz. İsa (a.s.)’ın yeniden dünyaya gelişi bedensel mi olacak?” Tabii, o güzel, tertemiz, nurlu bedeni aynısı, orijinalidir. Hatta biz ondan rica ederiz. Mesela saçından bir tel alacağız inşaAllah. Onun genetik koduna da bakabilirsiniz, inşaAllah. Hz. İbrahim (a.s.) neslinin kodunu taşıyor. Kıyafetinden de inşaAllah bir parça alacağız, bakacaksınız. Karbon metodu ile mi bakılıyor? Eskiliğini oradan görürsünüz, inşaAllah. Ama elbiseleri de zamanın dışına çıktığı için, aslında eskime durur. Onlar da duruyor. Cismi onda da durur. Ama genel olarak o devre ait kıyafetlerdir. İlk kıyafeti onlardır. Ama o sürekli üzerinde durmayacak tabii. İlk geldiğinde öyle kendi kıyafetiyle gelecek. Ama o hatıra olarak saklanır kıyafeti. Kıyafeti değiştirilecek tabii sürekli aynı kıyafeti giyecek değil. Sarı, iki parça üzerinde kıyafeti vardı, göğe alındığında. İki parçadan oluşan sarı renkte. Hoş bir sarı renkte kıyafeti vardı. Ayakkabıları vardı, ayağının arasından geçen tokalı ayakkabı, sandalet tarzı. Kendi beylik eşyaları, aynası, tarağı, yanındaki az parası var o devirden kalma. Hepsi orijinal aynı şekilde geri gelecek inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Bir de annesi-babası olmayacak, hiçbir akrabası olmayacak demiştiniz daha önce.

ADNAN OKTAR: Dünyada hiçbir akrabası yoktur. Hiç kimse bilmez, tanımaz. Yani her şeyi burada yeniden öğrenecek. Yabancı dili de burada öğrenecek. Kuran’ı, Tevrat’ı, İncil’i hepsini burada öğrenecek inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin ismi ile ilgili bir ipucu var mıdır?” Bunu daha önce de söylemiştik. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “adı adıma uyar”. “Adı adıma denktir”. Ama adını vermemiş. Hatta Hz. Ali (r.a.)’e de söylüyor. “İsmini söylüyorum fakat sır olarak kalsın. Ta ortaya çıkıncaya kadar ismini söylemeyeceksiniz”. diyor. İsmi söylenmiyor. Baktım, düşündüm Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ismi, Hz. Ali (r.a.) o zaman ona hitap ediyor, ne diyor?

OKTAR BABUNA: “Mustafa Adnan Peygamber” diyor.

ADNAN OKTAR: “Mustafa Adnan Peygamber”, evet. “Hadi olan, Mehdi olan”, bak “Mehdi olan Mustafa Adnan Peygamber” diyor hitap ederek Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Adnan’dır Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyu. Ben-i Adnan, bütün silsile oradan gelir. “Ben-i Adnan”dan gelir. Adnani’dir. Soyadı nedir Peygamberimiz (s.a.v.)’in diye sorulduğunda “Adnan”dır, “Ben-i Adnan”dır diyecektir. Babasının adı sorulduğunda “Adnan’’ diyecektir. Çocuğuna sorulduğunda “Adnan” diyecektir. Ben de seyyidim. Mesela benim de adımı sorsalar “ben-i Adnan” olmuş oluyor soyum. Ben-i Adnan’ım ben değil mi? Seyyidler de Ben-i Adnan’dır. Bütün o soyun tamamı ben-i Adnan’dır.

OKTAR BABUNA: Siz bir delil daha vermiştiniz Hocam. “Babasının adı da, babamın adına denktir”.

ADNAN OKTAR: “Babasının adı babamın adına denktir”. Babasının adı da Adnan’dır zaten. Örnek de vermiştim ben. Hatta Tayyip Erdoğan Beyefendi’den örnek vermiştim. “Başbakan Tayyip” demiyoruz, “Başbakan Erdoğan” diyoruz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) olmuş olsaydı soyadını söyleyecektik. Soyadı ne?

OKTAR BABUNA: Adnan.

ADNAN OKTAR: Adnan. Ben bunu kendim çıkartmıyorum ki bu 1400 seneden beri bilinen bir gerçek. Peygamberimiz (s.a.v.)’in seceresi herkes tarafından bilinir, evlerde vardır. Secereler kahvehanelerde bile vardır. Adnan’la başlar. Bir insanın soyu denildiğinde, ilk bilinen yerden başlar. Dolayısıyla babasının adı da Adnan’dır. Kendi adı da Adnan’dır. Mesela Tayyip Bey’in babasına hitabımız nasıl oluyor? “Sayın Erdoğan” diyoruz. Oğluna nasıl diyoruz? “Sayın Erdoğan” diyoruz. Kendisine ne diyoruz? “Sayın Erdoğan” diyoruz. Aynı bu şekilde.

OKTAR BABUNA: İsimler olarak da vardı Hocam seceresi.

ADNAN OKTAR: Oku, ilk kimden başlıyor?

OKTAR BABUNA: “Adnan” ile başlıyor. Onun oğlu olduktan sonra “Nizar, Mudar, İlyas, Müdrike, Huzeyme, Kinane, Nadr, Malik, Fihr, Galip, Lüey, Kaab, Mürre, Kilap, Kusay, Abdi Menaf, Haşim, Haşim, Abdul Muttalib sonra Peygamberimiz (s.a.v.) inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Oktar Hocam sen devam et.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Sevimli hayvanlar var göstereyim mi?

ADNAN OKTAR: Göster göreyim.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Birbirine sevgi gösteren çok güzel hayvanlar. Hayvanların da birbirlerine sevgileri çok mucize maşaAllah. Burada görülüyor.

ADNAN OKTAR: Başka neler anlatacaksın Oktar Hocam?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Kuran Mucizeleri var. Göstereyim mi Hocam?

İnşaAllah. Hz. Musa (a.s.)’ın mucizeleri ile ilgili Hocam bu. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Kuran’da Hz. Musa (a.s.) ile ilgili bir mucize var bildirilen. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah Kuran’da buyuruyor: “Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir" (Neml Suresi, 12). Allah dokuzlu bir mucize verdiğini bildiriyor Hz. Musa (a.s.) Peygambere. Şimdi ayetteki mucizelere bakalım inşaAllah. 9 mucize anlamına gelen "tis'i ayatin" ifadesinden sonra ibare, yani ibare demek Kuran okurken kullanılan durak işaretleriyle veya ayet sonu, ayet başıyla ayrılan ifadeler. Yani ayetin sonuna kadar olan hece adedi 9. Ayette "tis'i ayatin" (9 mucize) ifadesine gelinceye kadar, "tis'i ayatin" ifadesindeki harfler 9 kelimede bulunmaktadır. "Tis'i ayatin" (9 mucize) ifadesinden itibaren ayet sonuna kadar olan kelime adedi de 9. "Tis'i ayatin" (9 mucize), surede sondan başa doğru 9. sayfada bulunmaktadır. Ayette "9" anlamına gelen "tis'i" kelimesine gelinceye kadar kullanılan noktasız harf adedi de 9 maşaAllah. Tis'i" (9) kelimesinden itibaren ibare, yani ayet sonuna kadar kullanılan noktasız harf adedi 9. MaşaAllah, yani sin, ayn, elif, lam, ye, ra, vav, mim, hee harfleri. Dokuz harf. "Tis'i" (9) ayette sondan başa doğru 9. kelime. Surenin mukattaa harfleri olan "ta, sin" harflerinin ebced değeri de 9. MaşaAllah, en küçük ebced hesabıyla. MaşaAllah Hocam. Bir mucize daha var Hocam inşaAllah. Kuran’ın bilimsel mucizelerinden bu da inşaAllah. Şu şekildeydi; kandaki oksitlenmeye işaret olan bir mucize inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah buyuruyor: “Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur” (Mutaffifin Suresi, 14). Şimdi bu kalpleri üzerinde pas tutmuştur ifadesine dikkat edelim inşaAllah. Mutaffifin Suresi'nin 14. ayetinde kalpler için kullanılan "pas tutma" ifadesi, kalpte gerçekleşen biokimyasal bir reaksiyona işaret ediyor olabilir. Doğrusunu Allah bilir. Pas bilindiği gibi, demirin oksijenle reaksiyona girmesi -okside olması- sonucunda oluşur. Yani herkes bilir tabii pas demirin okside olmasıyla oluşuyor. Havadan aldığımız oksijen de, kandaki hemoglobinde bulunan demir sayesinde vücutta taşınır. Hemoglobinde bir demir var, onunla taşınıyor oksijen. Bu esnada oksijen, kandaki demir ile reaksiyona girer. Böylece insan vücudundaki kanda -dolayısıyla dolaşım sisteminin merkezi olan kalpte- sürekli olarak paslanmaya benzer bir reaksiyon oluşur. Bir mucize daha var. Bir rahatsızlık var, bir hastalık. Hatta vücuttaki demir fazlalığı, aynen paslanma benzeri oksitlenme yaparak, tüm vücut hücrelerinin erken yaşlanmasına neden olur. Vücutta aşırı demir birikmesi sonucu oluşan, bu bir hastalık adı, "hemokromatoz" diye. Aşırı demir birikiyor vücutta, hastalığında da, demir zehirli bir etki meydana getirerek, kalp, karaciğer gibi organların iflasına sebep olur. Bu olay, demirin oksitlenmesi sonucu oluştuğu için, organlarda "pas birikmesi" ya da organların "paslanması" olarak tarif edilir. Science News Dergisi’nden Dr. Sharon McDonnell; demirin organları oluşturan hücreleri okside etmesini; "bu paslanmadır" ifadesiyle tanımlamaktadır. Yani tam paslanmada olduğu gibi vücutta oksitlenmiş demir birikiyor Hocam inşaAllah. Ayetteki işari manayla.

ADNAN OKTAR: Ayeti bir daha ver.

OKTAR BABUNA: Verelim Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım: “Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur”, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani birçok şeyde öyle değil mi? Fakirin malından alarak, şunun bunun malından alarak, bol bol yiyip içiyor, ama bununla iflah olmuyor insan. Değil mi? Hasta oluyor, rahatsız oluyor. Allah onu ona helal kılmadığı için, ona bereket vermiyor. Sonunda hastalık olarak ona dönüyor. Kuran buna işaret ediyor, inşaAllah. MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Uçan sincaplar var Hocam onu gösterelim mi? İnşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet bakayım.

OKTAR BABUNA: Sincapların tıpkı planör gibi uçan bir sincap türü var inşaAllah. Bu kuşların kanadı gibi değil. Bakın şimdi burada, havada süzülerek ve 20-30 metrelik bir uçuş yapabiliyor. Ve ilginç olarak da inşaAlah, havada rota değiştirip, hedefteki ağaca gidebiliyor. Yani doğrusal olarak değil de böyle, eğik bir düzlemle de uçtuğu ağaca ulaşabiliyor ayarlayarak kanatlarındaki kasları. MaşaAllah, tam muazzam bir dakiklikle de konuyor gittiği yere.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı hoşuna gidiyordur. Eğlenceli geliyordur ona. İnşaAllah.

OKTAR BABUNA: Geliyor, yine gösteriyor atlayışlarını. Bakın burada süzülüyor ve gittiği ağaca doğrusal hareketle değil bazen, eğik bir şeyle de istediği ağaca gidebiliyor. Bu şekilde havada ayarlayarak. Bunun nesli tükenseydi Hocam kuşların atası diye evrimciler herkese yutturmaya çalışacaklardı. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Geçenlerde de söyledim; Darwinistlerin zaten durumu tamam yani. Öyle bir konu yok da, biz arada sırada pestil gibi çiğneyip, orada sürekli yerde durmalarını sağlıyoruz. Bazen ayağa kalkmaya çalışıyorlar, biz tepelerine şöyle hafif bastırıp aşağı indiriyoruz. Neyse sen devam et 2. yarıda anlatacağım.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu parmakla ilgili mutasyon filmi göstermiştik. Onu göstereyim mi Hocam tekrar inşaAllah.

DNA’da 1 milyon ansiklopedi sayfasına eşdeğer bilgi var. Tek bir harf hatasının, bakın 3 milyar harf var. Tek bir harf hatası nelere mal oluyor, onu gösteren bir film var. Nasıl bir rahatsızlık, nasıl bir sakatlık olduğunu. Bakın parmakları yok bu ailenin genetik bir rahatsızlık olarak. Allah’tan bir nimet olarak parmakların tam kusursuz olarak oluşumunu gösteriyor burada. Bakın anne karnında. Önce böyle palet gibiyken, daha sonra aradaki hücrelerin intihar etmesiyle bakın, birazdan görünecek, parmak araları oluşuyor. Bu da çok büyük bir mucize, Allah’ın bir mucizesi. Bu hücreler nereden biliyor, intihar etmeleri gerektiğini? Bu ailede DNA’da bulunan 3 milyar harften sadece bir tanesi değişik. Tek bir harf. Mutasyon sonucu olmuş bu. Bir değişiklik sonucu. 3 milyar harf var, 1 milyon ansiklopedi sayfasına eşdeğer. 9. kromozomda C harfi yerine A harfi yer değiştirmiştir.

ADNAN OKTAR: Ne olmuş o zaman?

OKTAR BABUNA: Parmaklarının uçları oluşmuyor Hocam inşaAllah. Olduğu gibi. Sakat hale geliyor. Burada görüldüğü gibi.

ADNAN OKTAR: Evet. Ailenin hepsi öyle, öyle mi?

OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Bu da mutasyonun nasıl bir etkisinin olduğunun açık bir kanıtı. Tek bir harf değişikliğinden oluşan bir mutasyon bu inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet devam et Oktar Hocam. Başka neler var?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, fosiller var inşaAllah. Göstereyim mi?

Yaratılış Müzesi’nden. Yüz milyonlarca yıllık taşlaşmış fosiller evrimi yalanlıyor. Mesela, inşaAllah, 148 milyon yıllık mürekkep balığı fosili. Bu kuyruklu, saçaklı kısmı. Baş kısmı biraz yakın çekime girildiğinde, yine bakın uç kısmını görüyoruz fosilin. Şimdi burada günümüzdeki haliyle mukayesesi. En ufak bir değişiklik yok bakın. Uç kısmı bu kısmı fosilin, diğer baş kısmını görüyoruz burada. Tıpa tıp aynısı. 148 milyon yıl hiçbir değişikliğe uğramamış çıktığı andan itibaren. Bir rakun kafatasını görüyoruz burada. Bakın dişlerinin yakın plan çekimiyle burada. Detaylı olarak görüntüsünü görüyoruz. Bütün detaylarıyla günümüzdeki rakunlarla aynısı.

ADNAN OKTAR: Çok sevimli o maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hiçbir değişikliğe uğramamış milyonlarca yıl boyunca. 50 milyon yıllık yılan fosili. Bakın yılanın bütün omurgası olduğu gibi gözüküyor. Baş kısmını görüyoruz burada. 50 milyon yıl boyunca, burada daha detaylı çekim, omurgası, kemikleriyle böyle. Günümüzdeki ile en ufak bir değişiklik yok, 50 milyon yıl boyunca. Yani hiç evrim falan geçirmemiş. Allah’ın “Ol” demesi ile yaratılmış olduğunu kanıtlayan kesin kanıtlar bunlar. 95 milyon yıllık kedi balığı fosili görüyoruz burada. Şöyle çerçevesini gezdireyim. Omurgası, bütün kuyruğu, yüzgeçlerini görüyoruz. Yan yana, karşı karşıya koyduğumuzda, günümüzdeki kedi balığı ile en ufak bir fark yok. Milimetrik olarak aynı yapısı. Hiç evrim geçirmemiş olduğunu gösteriyor bu tabii ki. Günümüzde yaşayan kedi balıkları, milyonlarca yıldır hiçbir değişikliğe uğramamışlar. 400 milyon yıllık güneş mercanı görüyoruz burada. Bakın, bütün detaylarına bakalım. Bakın günümüzdeki hali ile yan yana koyduğumuzda, en ufak bir fark yok. Tabii bu uç kısımları fosilleşmemiş ama, gövdesinin fosilleştiğini görüyoruz. Aynı, milimetrik olarak aynı. 400 milyon yıllık, 417 milyon yıllık. 300 milyon yıllık palmiye yaprağı fosili görüyoruz burada. Şimdi günümüzdeki haline bakalım. Bu fosil hali, günümüzdeki. En ufak bir fark yok. 300 milyon yıl, tıpatıp aynısı günümüzdekiler ile fosil hali. Daha detaylı çekimini görüyoruz burada. 150 milyon yıllık deniz kestanesi fosili. Bakın, 150 milyon yıl önceki hali, günümüzdeki hali. En ufak bir fark yok. Milimetresi milimetresine aynı. Bakın görüldüğü gibi burada. Hiçbir değişikliğe uğramamış. Daha yakın çekimini görüyoruz burada. En ufak bir değişiklik yok. 37 milyon yıllık geyik kafatasını görüyoruz. Bakın dişleri ile burada, kafatasının şekli ile göz çukurları ile. Bakıyoruz, günümüzdekinden hiçbir farkı yok. En ufak bir değişikliğe uğramamış, milyonlarca yıl. Yine burada aynı şekilde, diş yapısı ile daha detayları ile görülüyor. Bu da günümüzdeki hali geyiklerin.

ADNAN OKTAR: Büyük bir iştah ile yaprakları yiyor acayip şekilde.

OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah Hocam. 110 milyon yıllık parçalı akrep fosili. Bakın gayet detaylı olarak gözüküyor burada fosil. 110 milyon yıllık. Bu fosilin daha yakın plan çekimi ve günümüzdeki hali. Bakın, bütün detayları aynı. Öndeki ayakları, arkadaki kuyruğu, vücudunun bölümleri. Bakın çizgi çizgi çizgi, böyle bölüm bölüm vücudu. Ayakları ile milyonlarca yıldır en ufak bir değişikliğe uğramamış. Tabii bu 300 milyon fosilden birkaç tanesi bu. 300 milyonu da bu şekilde, her biri evrimi yalanlayıp, Allah’ın yarattığını ispatlıyor Hocam inşaAllah.

Uzaydan fotoğraflar var, gösterelim mi Hocam?

ADNAN OKTAR: Uzaydan fotoğraflar, hangi yarıda söyleyelim? İkinci yarıda mı anlatalım?

SUNUCU: Evet sayın izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz, kısa bir aradan sonra Adnan Oktar’la Başbaşa programı devam edecek.

Evet sayın izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz Adnan Oktar’la Başbaşa programına kaldığımız yerden devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Ne yapalım Hocamız diyorsun.

SUNUCU: Ne yapalım? Evet Hocam buyurun.

ADNAN OKTAR: Berker’im, tanıyorsun değil mi Ülkü Hanım’ı?

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Bizim konferanslarımıza gelmişti daha önce. Ben de tanışmıştım. Ne söylemiş? Daha yeni bu konuşması.

ALTUĞ BERKER: Evet. Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe; “Atatürk dinsiz diyorlar, Atatürk hiçbir zaman dinsiz değildi. Dinine düşkün bir insandı. Ezan sesini çok severdi. Atatürk, yobazlığa karşıydı” dedi. Adatepe, “Ben Atatürk’ün insan yönünü anlatıyorum. Milletini, çocukları ne kadar çok sevdiğini, ne kadar müşfik olduğunu anlatıyorum” dedi. “Son 20 yıldır Atatürk’ü bütün okullarda anlatıyorum. Çünkü zaman değişti, çünkü Atatürk’ü yanlış tanıtmaya uğraşıyorlar. Atatürk dinsiz diyorlar. Atatürk, hiçbir zaman dinsiz değildi. Dinine düşkün bir insandı. Ezan sesini çok severdi. Daima Çankaya Köşkü’ne Hoca getirtir, dinler, dinin Allah ile kul arasında olduğunu daima söylerdi. Atatürk, yobazlığa karşıydı. Ama Atatürk’ü tamamen değişik gösteriyorlar. Bunun için de mecburum, çünkü onu yakından tanıyan kimse kalmadı. Annem ve Sabiha Gökçen, bana pek çok şey anlattı. Bunları dinleyerek, sizlere hakiki Atatürk’ü, onun insan yönünü anlatmaya çalışıyorum”. “Adatepe, Atatürk’ten çok şey öğrendiğini, hayvan sevgisini, yalan söylememeyi öğrendiğini kaydetti”.

ADNAN OKTAR: Evet teşekkür ederim. Oktar Hocam, sen de oku onları.

OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Ünlü ekonomist Kenneth Rogoff, yakın zaman içinde 3 ülkenin iflasını beklediğini açıkladı. İşte o ülkeler” diyor. “Ünlü ekonomist Kenneth Rogoff, kamu borçları nedeni ile, yakın zaman içinde, birkaç ülkenin iflasını beklediğini açıkladı. İsim vermese de, gözler borç krizi yaşayan Yunanistan, Portekiz ve İspanya’ya çevrildi”. Tam dediğiniz gibi Hocam. Ekonomik krizin ne kadar, hakikaten gittikçe artacağını söylemiştiniz siz. Hakikaten bu noktaya gittiğini gösteren bir delil olmuş oluyor.

ADNAN OKTAR: Portekiz, Yunanistan.

OKTAR BABUNA: Portekiz, İspanya ve Yunanistan Hocam. Geçtiğimiz günlerde bir haber daha vardı, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, İngiltere’nin dış borcu 2.9 trilyon dolar gibi bir dış borcu olmuş. Fransa’nın gene 2 trilyonun üzerinde. Almanya’nın da o şekilde. Avrupa Topluluğu da dağılma noktasına geldi diye haberler var Hocam. Almanya da Mark’a geçmeyi düşünüyormuş böyle.

ADNAN OKTAR: Ben 7 yıl sürecek demiştim değil mi ekonomik kriz? Yok dediler, bir seneye duracak demişlerdi. Demek ki doğru söylemişim.

OKTAR BABUNA: Daha 4 sene var Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tabii, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: “Çok Ülke Batacak, Türkiye Çıkacak. Küresel piyasaya yön veren yatırımcılardan Jim Rogers, Avrupa’yı sarsan borç krizinin, daha da derinleşeceğini savunarak, bu yıl ülke ve şirket bazında daha çok iflas görürüz iddiasında bulunurken, Türkiye için müjde verdi. Lehman Brothers’ın, Eylül 2008’de batması ile başlayan küresel kriz, 2010’un ilk günlerinde kılık değiştiriyor ve bu şekilde artacağını söylüyor Jim Rogers”.

ADNAN OKTAR: Şimdi mühim olan orada, ekonomik kriz, yani Darwinist, materyalist sistem, Allah sevgisi olmadığında, Allah korkusu olmadığında, insanların hayatında ciddi bozukluk oluyor değil mi? Bu ekonomiye de yansıyor, üretime de yansıyor ve ekonomik krizin çökme nedeninin de ne olduğunu insanlar bu şekillerde görüyor. Bu olaylar ile görmüş oluyor, evet.

OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi de, hemen bitecek diyorlardı. Halbuki öyle olmadığı da görülmüş oldu. Gittikçe de derinleşiyor.

ADNAN OKTAR: Sonunda öyle bir hale gelecek ki dünya, Mehdi (a.s.)’ın dışında bir çözüm kalmayacak. Yani Allah sevgisi ile, Allah korkusu ile ancak dünyanın ve toplumun mutlu olabileceğini görecekler inşaAllah.

Yarın gece ne kandili? Mevlüt Kandili. Resulullah (s.a.v.)’in değil mi, doğum günü. Onu kutlayacağız inşaAllah, yarın. Güzel, ilmi çalışmalar yaparak, ondan sonra güzel sohbet toplantıları yaparak, Resulullah (s.a.v.)’in Şemal-i Şerifi’ni anlatarak o günü kutlayacağız inşaAllah. Evet, Bediüzzaman’dan anlat biraz.

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Ben okuyayım inşaAllah. Emirdağ Lahikası var önümde. Üstad Hazretleri vefat etmeden evvelki bir baskısı. Sinan Matbaası’nda 1959 yılı baskısında, Mehdi (a.s.)’ı soruyorlar Üstad Hazretleri’ne. O da üç vazifesi olduğundan bahsediyor. “Birincisi” diyor, “fen ve felsefenin tasallutuyla, bilimin ve felsefenin saldırması ile ve maddiyun ve tabiiyyun taunu”, yani materyalizm ve Darwinizm hastalığı, “beşer içinde intişar etmesiyle”, insanlığın içinde yayılmasıyla, “her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda, imanı kurtarmaktır”. Evet, Mehdi (a.s.)’ın birinci vazifesi, “materyalizm ve Darwinizm’i tam susturacak tarzda imanı kurtarmak”. Yani yarım bir şekilde değil veyahut belli bir bölüm belli bir dozajda değil, o ateist ve materyalist fikirleri tamamen susturacak tarzda bir çalışma içinde olduğu ve bilimsel bir çalışma içerisinde olduğu. Bu fen ve felsefe, özellikle 1960’lardan sonra daha da çok ilerlediği. Yeni teknolojiler; telefon, televizyon, her türlü, elektron mikroskop gibi fennin bu devirde daha çok bir insanlık içerisinde etkisi oldu. Dolayısı ile aynı şekilde bilim ile de Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu şekilde imanı tam kurtaracak tarzda, tam susturacağını söylüyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman?

ALTUĞ BERKER: Evet inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu 59 baskısı öyle mi?

ALTUĞ BERKER: Bu 59 baskısı Hocam.

ADNAN OKTAR: Eski kitap bulmak çok zordur. Yani bu çok hoşuma gitti. Ben bir kere buna el koyuyorum bu kitaba, inşaAllah müsaadenle.

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, sizindir inşaAllah. Ne demek, zaten sizin.

ADNAN OKTAR: Üstadımız zamanından, 1959’dan kalma, çok şahane bir şey. Ama Üstadımız’ın şöyle üzerinde imzası olan, yazısı olan bir kitap bulabilsem, çok şahane olacak, inşaAllah. Sungur Ağabey’de vardır inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Sungur Ağabey’e soralım Hocam inşaAllah. Mesela Üstad devrinde hem bilim, fen o kadar ilerlememişti. Hem de bu felsefe susturulmamıştı. Üstad Hazretleri sadece bir, Tabiat Risalesi’nde sadece bir mantığına değinmişti, bu felsefelerin olamayacağına dair. Ama özellikle 60’lardan, 70’lerden sonra materyalist, ateist akımlar, o 68 gençliğindeki o etkileri, 70’li yıllar hep bu felsefenin özel etkisiyle geçti Hocam. Hatta 80’lerde zor durduruldular.

ADNAN OKTAR: Peki Berker Hocam ben bunları sabah akşam anlatıyorum. Nur talebesi kardeşlerimiz bu kanaatte değiller. Onlar diyorlar şahs-ı manevidir diyorlar yahut gelip geçmiştir diyorlar, Üstad Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’dir diyorlar. Bu ne bu Hocam? Hayır öyleyse biz de öyle inanalım yani. Biri gelsin bana, bir Nur talebesi kardeşimiz bana bunu anlatsın. Ben her fikre açığım. Ben katı değilim. Bu mantığa nereden vardılar? Çünkü bu kadar açık, aleni bir izah nasıl tevil edilir? “Bak çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi” diyor, bir kere, iki kere değil diyor, “Mehdi Al-i Resul’ün temsil ettiği kutsi cemaatin şahsı manevisinin üç vazifesi var” diyor. Ve ilk görevinin Darwinizm’i, materyalizmi yıkmak olduğunu söylüyor değil mi? Bunu neden anlamazlıktan geliyorlar?

ALTUĞ BERKER: Hocam estağfurullah. Siz daha iyi bilirsiniz, size de misafir gelen Nur talebesi ağabeylerden de benim izahlarından anladığım...

ADNAN OKTAR: Sen o gün var mıydın orada?

ALTUĞ BERKER: Sizin yanınızdaydım Hocam ben. O ağabeyler de gelmişlerdi dört kişi olarak. Tanınan ağabeyler Nur talebelerinden.

ADNAN OKTAR: İleri gelenlerinden.

ALTUĞ BERKER: İleri gelenlerinden. Şunu söylediler; “evet Mehdi (a.s.) gelecek” dediler. Ama “ya Bediüzzaman Hazretleri’nin değeri düşer mi gibi bir endişe taşıyor Nur talebeleri” dediler. Ondan dolayı bu konunun üzerine pek gidilmiyor bizim camialarımızda dediler.

ADNAN OKTAR: Bir de Mehdi (a.s.)’ı bir görmek istiyorlar anladığım kadarıyla. İcraatını, başarısını. Anladın mı? İçleri rahatlayacak o zaman.

ALTUĞ BERKER: Allahualem öyle Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne dediler o günkü konuşmada, senden duyarsam daha iyi olur.

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Ben o gün ağabeylerimiz siz yani bu Risalelerde Mehdi (a.s.)’dan mebzul miktarda bahsedildiğini, Üstad’ın müjdelediğini, “o ileride gelecek Zat” diye defalarca söylediğini, tarif ettiğini, “doğru” dediler. “Mehdi (a.s.) gelecek” dediler, Ahir zamandayız. “Ama bu konu taassupvari bir konudur” dediler. Sebebi de gelecek olan Mehdi (a.s.) geldiğinde acaba Bediüzzaman Hazretleri daha gözden düşer mi? “Kıymeti bilinmez de aşağılarda mı gözükür gibi bir endişe taşıyor bizim camialarımız, ondan dolayı pek bu konuların üzerine gitmiyoruz biz” dediler.

ADNAN OKTAR: Dedi değil mi?

ALTUĞ BERKER: Evet ama kabullendiler. Yani Mehdi (a.s.)’nin geleceğini biliyorlar ve söylüyorlar da yani.

ADNAN OKTAR: Sonra senin açtığın şu kısım var Allah’ın hikmeti. Ben bunu açtım okudum. Hatırlıyor musun onu?

ALTUĞ BERKER: O gün orada evet.

ADNAN OKTAR: Hatta buradan okudum. Ne dedi oradaki ağabeylerden birisi, hatırlıyor

musun, ben bunu, bu kısmı okuyunca? “Mehdi (a.s.) Darwinizm’i, materyalizmi yok edecek” dedim. “Said Nursi böyle söylüyor” dedim. Hatırladın mı ne dediğini?

ALTUĞ BERKER: Şu an cevabı çok konuştuk Hocam tam hatırlayamadım ama.

ADNAN OKTAR: Tabii şimdi biraz şey olacak ama, acayip olacak ama, “bu görevi siz yapıyorsunuz şu an Hocam” dedi, çok açıkça. Biz dedik “estağfurullah”, biz dedik “nacizane öncüsüyüz yani”. “Bediüzzaman’ın burada kastettiği sizsiniz açıkça” dedi, “bunu anlatıyor” dedi. Hatırladın mı şimdi?

ALTUĞ BERKER: Çok iyi hatırladım, evet inşaAllah. Sizin zikretmeniz daha iyi oldu inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Şu an öğrencileriniz Minnesota Üniversitesi’nde evrim konferansı veriyorlar. Oradan seyreden kardeşlerimiz de gidebilirler konferansa, Amerika’da.

ADNAN OKTAR: Evet. Ama konuşmasından sonra, konuşmasını bir toparladı ama sonra. Evet yani “sizsiniz” dedi ama, “siz Mehdi (a.s.)’sınız” gibi oldu onu deyince. Fakat onu bu sefer düzgün bir şeye getirdi. Başka bir şeye getirdi, şahs-ı manevi gibi mi ona benzer bir şey yaptı yeniden.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam cemaat taassubu olduğunu ifade ettiler o gün o şekilde.

ADNAN OKTAR: Evet bir toparladı. Hayır ben zaten öyle bir iddiam yok. Defalarca yemin ettim bak bir daha söylüyorum; Allah’ın, Resul (s.a.v.)’in, bütün Peygamberlerin, bütün insanlığın laneti üzerime olsun herhangi bir şekilde Mehdilik iddia edersem. Ömrüm boyunca öyle bir şey yapmayacağım. Ama bir Mehdi (a.s.) gelecek bu açık. Kardeşim siz Bediüzzaman’a şu ana kadar güvenmişsiniz, bu konuda niçin güvenmiyorsunuz? 28 Şubat’ta olacak olaylara kadar bildirmiş. Bakın, 71’deki olayları bildiriyor, bütün olayları bildirmiş ve her dediği doğru çıkmış. Mehdi (a.s.) konusunda niye kanaatleri gelmiyor? Aliye Hocam sen ne diyorsun bu konuda?

SUNUCU: İnanmak istemiyorlar Hocam. Herhalde kalp gözleri kapalı diye düşünüyorum ben. O kadar çok haber var ki aslında bununla ilgili. Anlattığınız gibi, siz daha iyi bilirsiniz ama, benim okuduğum. Ben mesela inanıyorum öyle bir şeyin olacağına ve geleceğine. Ama bazı insanlar inanmak istemiyorlar nedense ben de onu anlamış değilim. İnşaAllah Hocam tüm Müslüman alemi buna inanır.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Hayır kardeşim bir tane, iki tane alameti olsa dersin ki acaba tevafuk mu? Allah bir rastlantı olarak meydana getirebilir. 150’nin üzerinde olay, tamamı yani bilinen meşru bütün alametler çıkmış. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) şaşırmasınlar diye, bu konuda sorun çıkmasın diye bütün oluşacak alametleri uzun uzun anlatmış. Bakın Allah bu konuda insanlarda tereddüt olmaması için ne kadar olay hazırlamış. Mehdi (a.s.)’ın çıkması için Darwinizm hazırlanmış, materyalizm hazırlanmış, Kabe baskını, 15 gün arayla ay ve güneş tutulması. Allah kuyruklu yıldızı getiriyor o vakte. Yani Mehdi (a.s.) konusuna kanaatleri gelsin diye ümmetin. Lulin kuyruklu yıldızını yaratıyor Allah. Kuyruklu yıldızı alamet olarak gösteriyor insanlara ve 150 alamet böyle. Hepsi oluşuyor. Bediüzzaman “gelecek” diyor ve “vakti de dar olacak” diyor. “Küçük bir talebe topluluğu olacak” diyor. Yapacağı bütün hizmetleri en ince detayına kadar belirtiyor. İstanbul’a gelecek diyor. “İstanbul’da faaliyet yapacak” diyor. Yer de bildiriyor. “Seyyid olacak” diyor. “Ben o kişinin pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor. “O büyük kumandanın bir askeriyim” diyor. “Ona yer hazırlıyorum” diyor, “ortam hazırlıyorum” diyor. Mehdi (a.s.) açık açık bu şekilde tarif ediliyor Said Nursi tarafından. “Yok” diyorlar, “öyle bir şey yok”. Yoksa, yok diyorsanız, ben ne diyeyim yani.

OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam inşaAllah; “1400 sene sonra gelecek bu zatı” diyor, “kendi devrinde karib zannetmişler” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii. Sahabe döneminde de Resulullah (s.a.v.)’in hemen vefatından sonra beklemişler Mehdi (a.s.) gelecek diye. 1400 yıldan beri bekleniyor. Bak “1400 yıl sonra gelecek bir hakikati” diyor. Halbuki bu yanlış oluyor, “1400 sene sonra gelecek” diyor.

OKTAR BABUNA: Sonra “kabrimizden seyrederiz” diyor. Vefatından sonra geleceğini de açıkça söylüyor.

ADNAN OKTAR: Buradan da anlaşılıyor ki, ebced olarak veriyor. “Yüzyıl sonra yani bundan bir asır sonra gelecek Mehdi (a.s.) ve talebeleri” diyor. Kendisinden bir yüzyıl sonra gelecek diyor. Kendisi 1300’de geldi, “1400’de gelecek” diyor. Bu kadar sarih iken anlamazlıktan gelmek şaşırtıcı. Vardır bir hikmet.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam işte o bahsettikleri endişe, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, halbuki Hz. Mehdi (a.s.), Üstad diyor; “kendisine Risale-i Nur’u bir program yapacak” diyor. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) o kadar değer veriyor ki Bediüzzaman’a, kendi çalışmalarına program yapacak kadar, Hz. Mehdi (a.s.)’nin Bediüzzaman’ı ne kadar sevdiğini, ne kadar değer verdiğini ve önemsediğini oradan anlıyoruz. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde Bediüzzaman’ı daha da çok parlatacak. Daha da güzelliğini ortaya koyacak, insanların onu sevmesini daha da çok sağlayacak Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Anlat o zaman sen, eski Nur talebesisin. O dediklerin doğru hakikaten hep, Sungur Ağabey yetiştirdi bunu. Hikmet Ağabey, değil mi?

ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam evet.

ADNAN OKTAR: Biz Hocasıydık ama ben tanıştırıyordum yani Nur talebeleriyle. Sen kimlerle tanıştın başka Nur ağabeylerinden?

ALTUĞ BERKER: Abdullah Yeğin Ağabey’le inşaAllah. O size gelmişti Hocam ziyarete inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet çok mübarek bir ağabeyimiz.

ALTUĞ BERKER: Mehmet Fırıncı Ağabey inşaAllah. Onları siz de tanıyorsunuz. Sungur Ağabey sizin o 86’larda hapishane, medrese-i Yusufiye döneminizde iki sene bize, özellikle her haftada 2-3 derse gelen bir ağabeyimiz, bir büyüğümüz yani. O bizi bırakmadı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah değil mi?

ALTUĞ BERKER: Sizin yokluğunuzda o gözetmişti Hocam yani o inşaAllah.

OKTAR BABUNA: Siz bir anınızı anlatmıştınız Hocam onunla. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Siz camide sorduğunuzda Sungur Ağabey’e bir kenara çekip, “Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak” diye siz söylemiştiniz, o da; “bambaşka biri olacak” diye cevap vermiş Hocam size inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet doğru. Sen o zaman anlat Bediüzzaman’dan.

ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. “İkinci vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) ünvanı ile şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir”. Yani Hz. Muhammed Efendimiz (s.a.v.)’in halifesi olması ünvanı ile İslam’ın değerlerini, İslam ahlakını tekrar hayata geçirmektir diyor Üstad. Burada da dayandığı nokta; “İslam dünyasının birliğine dayanacaktır” diyor ve “insanlığı maddi ve mânevi tehlikelerden ve Allah'ın gazabından kurtarmaktır” diyor ikinci vazifesi. “Bu vazifenin de dayandığı noktada hizmetkarları milyonlarca fertleri bulunan ordular lazımdır” diyor. Burada İslam aleminin yani İslam dünyasının birliğine dayanacaktır diyor. Yani, İslam Birliği kurulacak. Sizin dediğiniz gibi Türk İslam Birliği’nin oluşması inşaAllah önümüzdeki dönemde gerçekleşmesi yaklaşmış olan bir gerçek. Osmanlı İmparatorluğu dağıldıktan sonra, bütün o Müslüman alemi farklı farklı ülkelere bölündüler. Başlarına farklı yöneticiler geçti. Dolayısıyla Müslüman alemi, halifesi de kalmamış ve dağılmış olarak farklı farklı ülkeler haline geldiler. Şimdi daha yeni yeni 2000’li yıllarda, sizin 2003’te yazdığınız “İslam Birliği” kitabında da söylediğiniz birçok şey şimdiden yavaş yavaş hayata geçiyor Hocam inşaAllah. Onlar da, güzel bir dış politika örnekleri sergiliyor hükümetimiz de. Vizeler kalkıyor daha evvel sizin söylediğiniz gibi.

İnşaAllah o birliğin alametleri yeni yeni oluşuyor. Yani dünya daha evvel bu İslam Birliği, Üstad’ın döneminde de oluşmamıştı Hocam. Daha yeni yeni oluşuyor. İnşaAllah Mehdi (a.s.)’ın ikinci vazifesi, önümüzde beklediğimiz bir gerçekleşecek olan bir olaydır inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Müslümanların manevi lideri olacak değil mi? İnşaAllah evet.

ALTUĞ BERKER: “Üçüncü vazifesi: İnkilabat-ı zamaniye (zamanın değişmesiyle) ile çok ahkam-ı Kur'aniyenin zedelenmesiyle Ve şeriat-ı Muhammediye’nin kanunları bir derece ta’tile uğramasıyla O zat , bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslam'ın muavenetiyle ve bütün ulema (alimler) ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt’in neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar Seyyidlerin (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan gelenlerin) iltihaklarıyla (katılmasıyla) O vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmaya çalışır”. Yani zamanın değişimiyle Kuran ahlakının hayatta uygulanmasında biraz geri düşünüldüğünü söylüyor. O zat diyor, o kişi yani bir kişi olduğu.

ADNAN OKTAR: Şahs-ı manevi değil.

ALTUĞ BERKER: Şahs-ı manevi olmadığını; “o kişi” diyor, “bütün ehl-i imanın manevi yardımıyla”. Demek ki bütün Müslümanların kendisine yardım edeceğini ve İslam Birliği’nin dayanışmasıyla, bütün ulema yani bütün alimlerin ve evliyanın, bütün veli zatların, bütün Müslümanların hepsinin Mehdi (a.s)’a desteği olacağını söylüyor. Ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen seyyidlerin de, milyonlarca sayısı olan seyyidlerin de katılacağını söylüyor Mehdi (a.s)’a. Mehdi (a.s)’a katılacak. Ve o katılımla o büyük vazifeyi yani dünya hakimiyetini, Kuran’ın İslam ahlakının dünya hakimiyetine büyük vazifeyi yapmaya çalışır diyor Hocam. İnşaAllah, başka bir alıntısında da bu büyük vazifeyi yaparken inşaAllah Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulünden ve İsevi ruhanilerle Mehdi (a.s)’ın ittifak edeceğinden; Hz. İsa (a.s) da yeryüzüne geldiğinde inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) ile birlikte.

ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s) geldiğinde Hıristiyanları doğramayacak. Bilakis ittifak ediyor değil mi? Evet. Çünkü Allah birdir dedirtiyor onlara Allah’ın izniyle. Ve ittifak ediyor. En sonunda Hz. İsa (a.s)’nın vesilesiyle hepsi Müslüman olacaklar. Doğranmayacaklar yani, pırasa gibi. Şefkatle, sevgiyle, imanla, kültürle, muhabbetle İslam’a çağrılacaklar inşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Evet inşaAllah. Bu da yani dünyada çok çok önemli bir olay. İslam Birliği’nin kurulması yeryüzünde, İslam ahlakının hakim olması. Hz. İsa (a.s.)’ın gelip, bütün Hıristiyanların Müslümanlaşması, eski dönemde yaşanmadığı bilinen bir gerçek. Önümüzde yaşanacağı bilinen bir gerçek. Dolayısıyla, Üstad zamanında böyle bir gelişme olmadı. Dünya da böyle bir gelişme yaşanmadı. İnşaAllah önümüzde beklediğimiz, kısa dönemde beklediğimiz bir gelişme. Dolayısıyla Üstad’a olan hüsnüzanların tabii bu konuda değerlendirilmesi gerekiyor tekrar.

ADNAN OKTAR: Yani bir Nur talebesi ağabeyimiz, bir kardeşimiz gelse de bana bu konuları bir tarif etse. Yani canlı yayında da olur. Biz de yanlış biliyorsak bir öğrensek. Yani eğer yalan söylüyorlarsa doğrusunu söylesinler. Biz yanlışsak, bizim doğruyu öğrenmemizi sağlasınlar. Ama Risale-i Nur’da çok açık anlatılıyor. Anlaşılmayacak gibi değil.

OKTAR BABUNA: Hocam siz daha önce de anlatmıştınız. Başka zamanlar da veriyor. Mesela Şam Hutbesi’nde yaptığı konuşmada, 71’de Fecr-i Sadıktan bahsediyor. 1371’de yapıyor, Hicri 1371 yılında. 30-40 sene sonra Fecr-i Sadık, yani Fecr-i Kazip’ten sonra yayılmaya başlayan ikinci aydınlanma başlayacak. Bunu yaptığında da 1371. Dolayısıyla siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, 30 yıl sonra dediği 1981’e işaret ediyor. Mehdi (a.s)’ın çıkış yılı. 1371’e 40 yıl eklendiğinde 1991, Mehdi (a.s)’ın faaliyet yıllarını veriyor. Yani net tarih veriyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok fazladır verdiği tarihler. Yani mesela “benden” diyor, “bir yüz yıl sonra” diyor “Mehdi (a.s) ve talebeleri” diyor, “bu görevi yapacaklar” diyor. Değil mi? Evet.

ALTUĞ BERKER: Burada Üstad kendisine olan hüsnüzanları açıklamış Hocam. “Öyle zannediyorlardı” diyor. “Bazen o ismi bana veriyorlardı, ona veriyorlardı” diyor. Yani Mehdiyeti. “Bu bir sehiv, iltibas ve bir sehivdir” diyor. Yani bu bir karıştırmadır ve hatadır yanılmadır diyor. Çünkü Üstad da bir müceddid olan bir insan. “Hicri 13. asrın başında, minaresinin başında durmuşum” diyor. 13. asrın müceddidi olduğu malum olan bir insan. Dolayısıyla, hayatı da ortada. Gösterdiği harikalar, yazdığı eserler. Hakikaten çok büyük bir insan. Sizin de anlattığınız gibi. Dolayısıyla, Mehdi (a.s)’ın bir vazifesinin iman hakikatleri çalışmasının, bir bölümünü, bir yönüyle yapmış bir insan. Yüz binlerce insanın belki hayatında imanına vesile olmuş bir insan. Dolayısıyla talebelerinin sizin dediğiniz gibi her Müslüman grup kendi büyüğünü o şekilde görmeyi arzu eder. Dua eder. Bir hidayet verici bir insan olduğundan. Dolayısıyla ona da bu şekilde olan hüsnüzanları, Üstad; “bir karışmadır, bir yanılmadır” diyor.

ADNAN OKTAR: Yani Nur talebesi kardeşlerimiz, Said Nursi’nin bu Mehdi (a.s)’la ilgili yazılarını olduğu gibi alıp, burada nerede şahs-ı manevi var bize göstermeleri lazım. İnternete bunu koysunlar, biz görelim. Yani, bu açık izahlarında neresinde var? Biz hatta hazır gönderelim, yani yazılarından Bediüzzaman’ın açıkça gönderelim. Burada, bizim göremediğimiz noktayı bize bir göstersinler. Ben böyle bir şey göremiyorum. Hiç kimse göremiyor. Evet.

Evet Berker Hocam, dinliyoruz.

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Kastamonu Lahikası sayfa 139’da şöyle demiş Üstad, bu saydığımız bu deminki üç görevi; “bu üç görevin birden bir şahısta veyahut cemaatte bu zamanda bulunması”.

ADNAN OKTAR: Kendi zamanında yani.

ALTUĞ BERKER: Evet. “Kendi yaşadığı asırda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi yani birbirine engel olmaması, zarar vermemesi pek uzak adeta kabil mümkün görülmüyor”.

ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.) benim zamanımda gelemez” diyor. “Mümkün değil” diyor. Evet sonra.

ALTUĞ BERKER: “Ahir zamanda, Al-i Beyti Nebevi’nin yani Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in soyunun, cemaat-i nuraniyesini, nurani cemaatini temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir”.

ADNAN OKTAR: “Bir yüz yıl sonra gelecek Mehdi (a.s)’da, asıl Mehdi (a.s)’da bu birlik oluşabilir” diyor. “Şahsında ve onun cemaatinde ancak içtima edebilir” diyor. Açık.

ALTUĞ BERKER: Evet. “Hz. Mehdi (a.s)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevi de”. Kişi olarak.

ADNAN OKTAR: Bak şahsı var ve cemaati var ve cemaatinin şahs-ı manevisi var. “Ama benden sonra gelecek” diyor. “Benim zamanımda olması mümkün değil” diyor. Bir yüz yıl sonra, kendisinden bir yüz yıl sonra. Yüz yıl sonra olduğunu da söylüyor ayrıca başka bir yerde.

ALTUĞ BERKER: Evet. Şöyle Emirdağ Lahikası sayfa 162’de şöyle diyor; “gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş”. “Bir çeşit Mehdi” diyor, yani eskiden gelmiş müceddidlere. “Fakat her biri bu üç vazifeden birisini, bir cihette yani bir açıdan yapması itibariyle nedeniyle, Ahir zamanın büyük Mehdi ünvanını almamışlardır”.

ADNAN OKTAR: Bak bir vazifeyi yapıyor, ya diyanet ya siyaset ya saltanat aleminde bir görev yapıyor. “Bunu da bir cihette yapmışlardır” diyor. Yani “bir yönüyle yapmışlardır” diyor. “Mehdi (a.s) üç görevi de tam anlamıyla yapacaktır” diyor.

Artık o zaman benim sözüm yok. Değil mi? Yarın biz bunu internete koyalım. Nur talebesi ağabeylerimize de gönderelim. Yani bunun neresinde şahs-ı manevi çıkıyor ve ne zaman Mehdi (a.s.) gelecek anlayalım Bediüzzaman’ın izahlarından. Yani çok sarih, “Hicri 1400” diyor artık, 1400. Rakam veriyor. “Benden bir yüz yıl sonra gelecek” diyor. Değil mi?

OKTAR BABUNA: “Kabrimizden seyrederiz” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Mesela bu Şam Hutbesi’nde “30-40 yıl sonra” diyor. O da 81-91 yıllarını veriyor. “Mezarımdan seyredeceğim” diyor. “Hz. İsa (a.s) ile birleşecek” diyor. “İslam dünyaya hakim olacak. İttihad-ı İslam olacak” diyor. “En büyük hakimdir” diyor. Mahkum değil hakim. “Hakim olacak” diyor, “başkumandan olacak” diyor.

OKTAR BABUNA: “Bu vazifeleri bu dönemde yapmak mümkün değil” diyor. Kendi döneminde.

ADNAN OKTAR: “Benim zamanımda olması mümkün değil” diyor. “Ancak, bir yüz yıl sonra bu mümkün olacak” diyor. “Mehdi (a.s)’ın zamanında olacak” diyor. Yani, Üstad’a güvenmeleri lazım.

Oktar Hocam senin anlatacakların var mı?

OKTAR BABUNA: Estağfurullah var Hocam. Eğer uygun görürseniz?

ADNAN OKTAR: Neler var?

OKTAR BABUNA: Uzaydan resimler vardı gösterelim mi Hocam onları?

ADNAN OKTAR: Sen bana söyle ben sana söyleyeceğim.

OKTAR BABUNA: Uzaydan resimler var inşaAllah. Ondan sonra sıçrayan balık var.

ADNAN OKTAR: Başka?

OKTAR BABUNA: Yavru kediye sevgi gösterisi gibi bir şey var.

ADNAN OKTAR: Yavru kediye sevgi gösterisi. Bir göreyim nasıl bir şeymiş.

OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam şeytandan Allah’a sığınırım: “Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur” (Bakara Suresi, 107). Annesinin yanında yatan bir yavru kedi. Bu da ayaklarıyla oynuyor.

ADNAN OKTAR: Temizliyor annesi hem değil mi? Bak haşarı da rahat durmuyor da. Çok güzelmiş annesi de maşaAllah. Yani tam klasik yaramaz. Berker Hocam sen anlat yine bir şeyler, Bediüzzaman’dan.

ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. “Ben” diyor Üstad; “kendimi seyyid bilemiyorum, halbuki Ahir zamanın o büyük şahsı Al-i Beyt'ten olacaktır”. “Seyyid olacaktır” diyor, evet. Dolayısıyla başka bir yerde de Üstad, seyyid olmayanın seyyidim demesinin haram olduğunu, seyyid olanın da değilim demesinin haram olduğundan bahsediyor Hocam, kendisinin de olmadığını beyan ediyor ama Mehdi (a.s)’ın da seyyid olacağından bahsediyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Seyyid Salih Özcan Hocam’la kim görüşmüştü geçenlerde.

OKTAR BABUNA: Mert.

ADNAN OKTAR: Mert. Nerede o?

OKTAR BABUNA: Buralarda Hocam.

ADNAN OKTAR: Çağır gelsin buraya bakalım. Sorayım bakalım.

ALTUĞ BERKER: Bize de anlattı aynı şeyi.

ADNAN OKTAR: Mert bir gelsin duyayım.

ALTUĞ BERKER: Dışarıda herhalde.

ADNAN OKTAR: Olsun gelsin, inşaAllah. Sen görüştün mü Seyyid Salih Hocam’la?

ALTUĞ BERKER: Görüştüm Hocam anlattığı şeyi bana da anlattı.

ADNAN OKTAR: Siz aynı gün mü gittiniz?

ALTUĞ BERKER: Birkaç defa her gittiğimizde anlatıyor Hocam Seyyid Salih Hocamız.

ADNAN OKTAR: Yok yok, gel sen Mert sen gel şöyle.

ALTUĞ BERKER: Üstad’ın kendisini göreceksin dediği Hocam.

ADNAN OKTAR: Tamam, sen.. sesini duysak yeter, sen otur oraya bakalım. Sen Seyyid Salih Özcan Hocam’a en son giden sen misin?

MERT SUCU: Evet Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tek mi gittin sen?

MERT SUCU: Tek gitmiştim Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne dedi sana gittiğinde?

MERT SUCU: Gittiğimde “şu an Mehdiyet çağındayız” dedi inşaAllah.

ADNAN OKTAR: “Mehdiyet çağındayız” dedi.

MERT SUCU: “Deccaliyet sistemi çöküyor”, dedi.

ADNAN OKTAR: “Cahiliye sistemi çöküyor” dedi. Deccaliyet sistemi, darwinizm materyalizm onu kastediyor. Evet?

MERT SUCU: Size de çok saygılarını, sevgilerini söyledi.

ADNAN OKTAR: Bana da saygılarını sevgilerini söyledi, tamam. Bizim ona saygımız, sevgimiz çok büyük.

MERT SUCU: Mehdiyet çağında olduğumuzu vurguladı.

ADNAN OKTAR: Mehdiyet çağında olduğumuzu vurguladı, evet.

MERT SUCU: Ondan sonra “siz de Mehdi (a.s)’ın askerlerisiniz”, dedi.

ADNAN OKTAR: “Siz Mehdi (a.s)’ın askerlerisiniz” dedi sana, evet.

MERT SUCU: İnşaAllah, ondan sonra “bunu da Hocana mutlaka söyleyin” dedi.

ADNAN OKTAR: “Bunu da Hocanıza mutlaka söyleyin” dedi, evet.

MERT SUCU: Bunu birkaç kez tekrarladı. 4-5 kez tekrarladı.

ADNAN OKTAR: Birkaç kere 4-5 kez tekrarladı diyorsun.

MERT SUCU: Evet, çıkana kadar, hatta kapıya kadar geldi. Bunu da söyle dedi Hocana; “Mehdi çıktı”.

ADNAN OKTAR: “Mehdi çıktı” dedi. Bak bu çok önemli. Seyyid Salih Özcan Hocamız diyor bunu, evet “Mehdi (a.s) çıktı” dedi. Kapıda mı söyledi bunu?

MERT SUCU: Kapıya kadar uğurladı da Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Seni uğurlarken, evet.

MERT SUCU: “Bunu da mutlaka Hocana söyle” dedi.

ADNAN OKTAR: “Bunu da mutlaka Hocanıza söyleyin” dedi, maşaAllah. Sen orada yoktun onun için soruyorum? Bu ayrı.

ALTUĞ BERKER: Evet doğru Hocam.

ADNAN OKTAR: Sen niçin gitmiştin oraya?

MERT SUCU: Ben onun sağlığıyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Sağlığıyla ilgili bir konuda yardımcı olmak için gitmiştin, iyi maşaAllah, elhamdülillah. Çok şahane bir Arap şivesiyle konuşuyor. Bayağı güzel Doğu şivesiyle maşaAllah, Allah sağlık sıhhat versin.

OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, internette de hatta vardı bir konuşması Üstad’ın başına vurarak; “Mehdi (a.s)’ı ben görmeyeceğim ama sen göreceksin” dediği Seyyid Salih Hocamıza.

ADNAN OKTAR: Evet şakadan diyor; “ ‘Keçeli Keçeli ben görmedim ama sen göreceksin’ dedi” diyor. Mehdi (a.s)’ı sormuşlar, öyle demiş.

MERT SUCU: Daha önce gittiğimizde bunu da söylemişti Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Sen var mıydın onu anlattığında?

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Ne dedi, nasıl anlattı sana?

ALTUĞ BERKER: Bir gün Üstad onu çağırmış, Seyyid Salih Özcan Hocamızı çağırmış. Başka bir konudan olduğunu zannetmiş, gittiğinde o sırada talebelerine bir mektup gelmiş. Bir Şeyh Efendi Mehdiyet’le ilgili soru sormuş Hocam o mektupta. O yüzden o konu açılmış. O sırada da Üstad Seyyid Salih Özcan’ın başına vurmuş; “Keçeli Keçeli” demiş, “ben görmedim ama sen Mehdi (a.s.)’ı göreceksin” demiş Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Seyyid Salih Hocamıza. Şimdi ne diyorsun sen Mert? “ ‘Mehdi (a.s.) geldi’ dedi” diyorsun.

MERT SUCU: Evet Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tam ne dedi? Bir daha söyle. “Mehdi (a.s.) şu an geldi.”

MERT SUCU: “Siz de Mehdi (a.s.)’ın askerlerisiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: “Siz de Mehdi (a.s.)’ın askerlerisiniz dedi, inşaAllah, inşaAllah. Ben de Mehdi (a.s.)’ın askeriyim, sen de Mehdi (a.s.)’ın askerisin. Ama bak geldi diyor, gelecek demiyor. Geldi diyor, bunu kim diyor. Said Nursi Hazretleri mutlak vekili olan, seyyid olan mübarek muhterem bir insan. Üstad’ın en güvendiği talebelerinden birisi olan Seyyid Salih Özcan Hocamız söylüyor. Yani artık ben bunun üstüne ne söyleyeyim? inşaAllah. Bir gün Hocamızın biz ziyaretine gidelim. Epeyden beridir gitmiyoruz. Ben gitmedim epeyden beridir. Bir gidip yine elini öpüp duasını alalım inşaAllah. Tamam. Teşekkür ederim.

Evet, dua ederken neye dikkat edeceğiz? Allah’a kendimizi bırakacağız. Aşkla dua edeceğiz. Böyle coşkuyla derinlikle dua edeceğiz. Yalvararak dua edeceğiz, derinlik olacak duada inşaAllah. Yani alışkanlıkla dua etmeyeceğiz. Halisane, derin düşünerek, derin bir istekle Allah’a isteğimizi bildireceğiz, inşaAllah.

Berker Hocam, Sungur Hocam diyorsunuz haftada 3 kere mi geliyordu size derse?

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, siz medrese-i Yusufiye’de iken o 2 sene boyunca mutlaka her hafta 2 defa geldi Hocam. Yani mutlaka ikisinde de hiç sektirmeden geldi. Beraber çok anılarımız da var. Her birimize kitabı verirdi. Kendisi bakarken gözü yukarıda; “Altuğ sen devam et, bitince İbrahim sen devam et” diye, hepimizi okuturdu Risalelerden.

ADNAN OKTAR: Ben dikkat ettim Sungur Ağabey Risale-i Nur Külliyatı’nı alıyor ama okumuyor. Ezberden söylüyor.

ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, başı önünde ama gözü yukarıda oluyor.

ADNAN OKTAR: Hayır, kitabı eline alıyor, ben okuyor zannettim gözünü kapatıyor, bakmıyor kitaba, ezberden okuyor. Hayır ben gözümle gördüm. Herhangi bir sayfasını açıyor. Hayret ben böyle bir şeyi bilmiyordum. Bilinmiyor da bu. Etrafında biliniyor mu? Bilinmiyor bu.

OKTAR BABUNA: Ben de ilk defa duydum Hocam.

ADNAN OKTAR: Hayret yani bu Emirdağ Lahikası değil mi? Mesela açıyor sayfayı böyle, onun kendine has böyle özel bir üslubu var yani çok değişik bir üslupla bayağı gür, güzel sesle okuyor. Dikkatlice baktım, gözü kapalıydı. Yani bütün Risale-i Nur Külliyatı’nı ezberden biliyor. Nasıl oluyor maşaAllah? Acayip değil mi böyle bir şey?

OKTAR BABUNA: Ki binlerce sayfa Hocam.

ADNAN OKTAR: Bir cildini bile ezberlemek çok zor. Nasıl olur yani böyle bir şey? Bir de çok iyi hakim konuya maşaAllah. Gittiğimde ama son olarak bu gittiğimizde şahane bir söz etmişti geçenlerde de söyledim. Dedi ki “ağabey” dedim, “sen Allah’ın izniyle uzun yaşayacaksın ve Mehdi (a.s.)’yi göreceksin sen” dedim. “Çünkü Üstad seni görevlendirmiş. Sen mutlak vekilsin” dedim. İşte “ben bu sene ölürüm” diyordu, “Allah’ın izniyle, Allahualem ölürüm” dedi. Yok ben “ölmeyeceksin” dedim. “Göreceksin” dedim, inşaAllah. “Sen görevlisin” dedim. “Üstad seni görevlendirdi” dedim. “Mehdi (a.s.)’ı sen göreceksin sen” dedim inşaAllah. O zaten acayip açıldı. Ondan sonra dirildi. Kalabalıktı talebeleri de vardı, “evet” dedi. Bak ilk defa orada Hocamız söyledi dedi ki, “ ‘ben görmedim ama sen göreceksin bana dedi’” dedi. Böyle nefesimiz kesildi ilk defa duyduğumuz için. Talebeleri de çok şaşırdılar, ilk defa. Ben öyle şeylerin üzerine gitmiyorum Sungur Ağabey’in çünkü yani camide konuştuğunda da üzerine gitmedim. Çünkü “‘Mehdi (a.s.) Nur talebesi olmayacak’ dedi” dedi Said Nursi, “bambaşka olacak’ dedi”, dedi. Onun kendine has bir üslubu var böyle. “Bambaşka olacak” dedi böyle kendi özel üslubuyla. Ben mesela müthiş şaşırdım yani bir kere ben bana bu kadar güvenmesine şaşırdım. Çünkü beni tanımıyor, ben daha yeni geldim İstanbul’a o zamanlar yani alelade bir insanım ben. Yani tabii tanınmış bir Nur talebesi değilim. Sır verilecek bir insan olarak değil mi beni tartması lazım. Gerek görmedi. Gelir gelmez sarıkla namaz kılıyorduk bizim arkadaşlarla. Topluluk haldeydik. Daire halinde oturmuştuk. Sohbet ediyorduk. Kılıç Ali Paşa Camii’nde. Oraya geldi. Uzunca palto gibi bir şey var üzerinde. Bir de başında deve tüyü renginde takkesi var. Ona da çok yakışıyor maşaAllah. Geldi. Bana geldikten sonra ismimi sordu. Adımı soyadımı sordu. Cebinden bir defter çıkardı. Ebcedinin hesabına bakmaya başladı. Anlatmıştım daha önce. Bizim çocuklardan yeni gelenlerden münasebetsiz, birkaç tanesi güldü böyle heyecanlandılar. Anladılar yani onun ne anlamda olduğunu heyecanlandılar. Ben de biraz kızdım içimden. Yakışık almaz diye ben Sungur Ağabey’i biraz ileriye aldım. Daha ileriye gitmesi için. Hakikaten cahil yani. Daha yeni gelmiş. 1 haftalık 10 günlük bir insan veya 1 aylık bazı arkadaşlarımız vardı. Pek nezaket, adabı bilmiyorlar. Birkaç gülüşme sesi geldi. Ben utandım öyle yapınca onlar. Biraz ileriye götürdüm ben Sungur Ağabey’i. Ama iyi de oldu. Hayır oldu. Allah bir hikmet meydana getirmiş. “Sungur Ağabey bir şey soracağım” dedim. “Said Nursi Hazretleri Mehdi (a.s.) konusunda size bilgi vermiştir” dedim. Kısa bir şey. Tam hatırlamıyorum da o kısmı. “Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak?” dedim. O kısım önemli değil yani oradaki konuşmayı geçin onu. Sadece o çok iyi aklımda. Orada “bambaşka olacak” dedi. “Nur talebesi olmayacak” dedi. Yani bu zaten çok net. Mehdi (a.s.)’ın geleceğinin açık alameti. Demek ki gizlenmiş Nur talebelerinden Mehdi (a.s.)’ın geleceği. Yani demek ki Sungur Ağabey de biliyor. Seyyid Salih Özcan da biliyor. Sır katibi olan ağabeyler biliyorlar. Bir hikmete binaen gizlemişler. Yani bu açık bak “sen de göreceksin” diyor en sonunda da bunu söyledi. Yani bu kızılacak bir şey değil. Ama şu safhada bu doğrusu artık beni kızdırıyor Mehdi (a.s.)’ın geleceğini anlamamak. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini söylememek, bu heyecanı yaşamamak, Hz. İsa (a.s.)’ın geliş heyecanını yaşamamak beni bir Müslüman olarak kızdırıyor. Bu çok büyük bir olay. Sevinin bundan, neşe bulun. Heyecanlanın yani bunun bayram sevincini yaşayın. Bu gizlenecek bir şey mi?

OKTAR BABUNA: Değil. Kesinlikle değil Hocam. Çok büyük bir müjde.

ADNAN OKTAR: Bereketsizlik, uğursuzluk getirir bunun gizlenmesi. O devirde makul. Tamam. Ama vakti gelmiş artık. 2010 yılındayız. İnşaAllah.

ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “müjdeleyin” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii gizleyin demiyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.).

ALTUĞ BERKER: Evet. Bütün Müslümanların bu müjdeyi birbirine vermesi lazım inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aliye sen aklından geçen herhangi bir soru sor. Kendi sorularından değil. Onlardan da olabilir ama ezberden sormanı istiyorum.

SUNUCU: Hocam aklıma takılan bir şey var aslında. Onu söylemek istiyorum ben. Bir soru sormak istemiyorum da. Bugün bizi izleyen dinleyen izleyicilerimiz bir şey söylediler. Çok etkilendim. “Bizden saklıyorsunuz” diyorlar. “Bence Hz. Mehdi (a.s.) Hocamız” diyorlar. Gizlemeyin diyorlar.

ADNAN OKTAR: Şimdi işin doğrusu, bak şimdi kardeşlerimiz orada hata yapıyorlar. Öyle bir şey olsa bile yani hakikaten bütün alametler tam tutsa bile ki tutuyor doğru. Bir Müslüman olarak benim böyle bir şey söylemem bir kere hem Kuran’a uygun değil, hem de akla yatkın değil. Çünkü Mehdiyet bir başarı. İslam dünyaya hakim olur. Bir kişi vesile olur Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılarlar. İster adam ona Mehdi (a.s.) desin ister demesin ne fark eder. Başkan desin. Ama ben bir deli aşığım. Yani Allah’ın delisiyim onu söyleyeyim yani. Davanın delisiyim. İslam için yapmayacağım yok. Onu söyleyeyim yani. Aklınıza hayalinize gelecek her şeyi yaparım.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah biliyoruz Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hani derler ya gözü döndü diye. Benim gözüm döndü inşaAllah. Kuran ahlakının dünya hakimiyeti için her şeyi yapacağım. Gayret edeceğim. Ama bir anlamda Mehdi (a.s.) talebesiyim, öncüsüyüm. Ama alametlere hakikaten ben de şaşırıyorum. Yani bu kadar benzerlik çok şaşırtıcı. Mesela bak şu sakalını daha yeni öğrendim. Mesela bak sakalı da benziyor. Mesela bak yan tarafları ince. Benim lise yıllarımdan beri sakalım var ve hep incedir bu kısmı. Alt kısmı daha fazladır ve incedir sakalım da. Yani yapısı olarak genel olarak ince sakallıdır. Mesela bu da uyuyor. Bunu yeni getirdiler yeni gördüm. Mesela Haris bin Harras, Arslan oğlu Arslan. Dedemin ismi de Arslan Arslanoğlu soyundan. Arslanoğlu da uyuyor. Kafkasya’dan geliyor diyorlar. Kafkasya’dan geldim. O da uyuyor.

OKTAR BABUNA: Doktora gitmiştik benlerinizi göstermeye. Hatta kötü bir şey olabileceğini düşünmüştünüz.

ADNAN OKTAR: Sırtımda koskoca bir et beni var, şurada. Bir de normal bir ben var tam kalp hizamda. Hatta ben onu okurken ilk hadisi gördüm. Acaba bende var mıdır diye bir baktım aynada, müthiş şaşırmıştım ilk gördüğümde. Başka bir aynanın kanalı ile baktım. Sırtımda var hakikaten. Kocaman bir ben kalp hizamda. Müthiş şaşırmıştım ama bütün bunlara rağmen yani yemin ediyorum, Cehennem korkusu içimi müthiş sarmış vaziyette. Benim yani öyle bir iddiam yok.

SUNUCU: Evet Hocam biliyoruz.

ADNAN OKTAR: Bak Allah adına yemin ediyorum. Yani ciddi şekilde korkuyorum Cehenneme gideceğim diye. Var gücümle İslam’ın, Kuran’ın hayrı için gayret ediyorum. Ama her Müslüman zaten takva sahiplerine önder olmak ister, lider olmak ister. Tabii ki ben bir Müslüman olarak lider olmak isterim. Oktar da ister, sen de istersin, herkes isteyecek bunu.

OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ben niye istemeyeyim? Diyeceğiz ki ben istemiyorum liderlik. Her Müslümanın görevi. Allah emrediyor bunu Kuran’da: “Takva sahiplerine önder kıl” diye dua ediyor Müslüman. Ben de dua ediyorum tabii. Ama şaşırmıyor değilim tabii.

OKTAR BABUNA: MaşaAllah seyyidsiniz Hocam.

ADNAN OKTAR: Yürürken ayaklarını dışarıya atmak, vücudunun geniş olması. Mesela seyyid olduğumu sonra öğrendim ben. Bilmiyordum. Bir profesör, Rus profesöre incelettik. Amcamlar bir secere çıkartmışlardı. Bir Beyarslan Arslaniko’ya kadar gidiyor. Ama ben onun seyyid olduğunu bilmiyordum. Rusya’daki seyyidlerin listesi resmi olarak geldi bize. O komünist hükümet o zaman çıkartmış. Orada dedemin ismini bulduk Beyarslan, Arslaniko. Oradan onun soyuna baktırdık, bir profesöre baktırttım. Otuz üç kuşağa kadar gittik. Yani çok muntazam çıkarttı. Üniversitede hazırlanan, üniversite tezi tarzında. Hakikaten seyyidmişim yani bilmiyordum yani. Çok acayip şaşırdım ve çok sevindim seyyid olmama.Yani bir çoğunu ben sonradan öğrendim. Birçok insan baştan biliyorum zannediyor. Hiçbirini bilmiyorum ben. Hep şaşırıyorum yani gördükçe şaşırıyorum.

OKTAR BABUNA: Bir de çok detaylı Hocam. Yanağınızdaki ben var mesela.

ADNAN OKTAR: Mesela “alnında iz var” diyor. Mesela büfenin camına çarpmıştım, alnım yarılmıştı. İz kaldı alnımda. Şurada yatay bir iz. Mesela aynı. “Kaş çatma çizgisi ortadandır” diyor, aynısı .

OKTAR BABUNA: Tek çizgi diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Mesela Darwinizm ve materyalizme karşı hakikaten de tek mücadele eden ben varım. Çok şaşırıyorum. Ama tabii bu tevil edilebilir, düşünülebilir. Mesela Mehdi (a.s.)’ın bir talebesi olarak ben yapıyorumdur. Olabilir yani. O anlamda olabilir. Mehdi (a.s.) bizim hiç tahmin etmediğimiz bir tarzda çıkabilir. Veyahut ben onun maneviyat-ı ruhaniyeti ile bu kadar görev yapıyorumdur. Yani birçok şey olabilir bilmiyorum. Ama tek bildiğim, iyi bildiğim, tir tir titriyorum korkuyorum Cehenneme giderim diye. Yani Allah’ı darıltırım diye korkuyorum.

OKTAR BABUNA: Başka alametler de var, söyleyeyim mi Hocam? “Evde doğar” diyor mesela.

ADNAN OKTAR: İşte ağabeyim hastanede doğdu ben evde doğdum. Mesela kardeşi azdır, diyor. Az bir taneye denir zaten, bir tane ağabeyim var.

OKTAR BABUNA: İstanbul’a geleceğini bildiriyor. Çıkış alameti var Independenta’nın patlaması.

ADNAN OKTAR: Mesala o geminin patladığı akşam ben buraya geldim. Yani ben kasıtlı yapmadım bunu. Bilmiyorum ben yani. Hatta anneme “Gemi patlamış ben gitmeyeyim anne” dedim. Annem “git zaten okulun açıldı geç kalıyorsun” dedi kızdı annem. Acayip kızdı. Mecburen ben de gittim bilet aldım. Aktarmalı otobüsle İstanbul’a geldim. Yani yer gök birbirine karışıyordu geldiğimde, İstanbul’a.

OKTAR BABUNA: Beyaz kıyafetli olur.

ADNAN OKTAR : Bitmiş. Neyse ama benim böyle bir iddiam yok. Yani böyle bir iddiam olmaz.

ALTUĞ BERKER: Kaderde Allah kimi takdir ettiyse odur Hocam o kişi. Üstad da; “başında kendisi de bilmez kendisini” diyor.

ADNAN OKTAR: Kimse o. Bilmiyoruz. Ben talebesi olarak kabul ediyorum kendimi.

OKTAR BABUNA: “İddia değil ispat makamıdır” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. Bugünlük bu kadar.

SUNUCU: Sayın izleyenlerimiz ve dinleyenlerimiz Adnan Oktar’la Başbaşa programımızın bu akşamlık da sonuna geldik. Bizi Pazar günü 14:00-16:30 saatleri arasında Kanal 35 ve 70 üzerinde televizyon, radyo ve internet sitesinden takip edebilirsiniz. Hayırlı akşamlar.

Bu eser 169 kez incelendi.

Post To MySpace!
Lütfen bulamadığınız, bozuk veya hatalı link verilmiş dosyalar için mail gönderin.
Çalıştıramadığınız dosyalar için yardım sayfamıza bakabilirsiniz
 
Yorum Ekle
Yorum ekleyebilmek için kullanıcı girişi yapmalısınız. Üye değilseniz buraya tıklayınız.
Yorumunuz   :  
 
Tavsiyelerimiz
Bu Haber ile ilgili yazarın aşağıdaki eserlerini de inceleyebilirsiniz;
Hz. İsa (a.s.) Ve Hz. Mehdi (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek - Kitap
cubbelihocayacev... - Web Sitesi
Sayın Adnan Oktar'ın Çay TV'deki Canlı Röportajı (18 Şubat 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kanal 35 ve Kanal Avrupa'daki Canlı Röportajı (21 Şubat 2010) - Haber
Sayın Adnan Oktar'ın Kurv Talk Radio'daki Canlı Röportajı (Teksas, ABD) (23 Şubat 2010) - Haber
Bu eserin konusuyla ilgili yazarın diğer eserlerini görmek için tıklayınız.
ÇOK İNCELENEN HABERLER
Belgeseller 212 Televizyon Kanalında!
Sayın Adnan Oktar'ın Buğra Ayan Tarafından Gerçekleştirilen Röportajı (28 Şubat 2009)
Ücretsiz 75 Adet MP3
Bedava mp3ler
Harun Yahya Eserleri Ramazan Ayı Boyunca Okuyucuları İle Buluşacak
ÇOK İNDİRİLEN HABERLER
Mercek Dergisi Artık İlmi Mercek Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1160 download
Dinler Terörü Lanetler - 1089 download
Dinler Terörü Lanetler - 1017 download
Araştırma Dergisi Artık İlmi Araştırma Olarak 7 Temmuz 2004 Tarihinde Yayında - 1008 download
Balkanlar Osmanlı'yı Arıyor - 965 download
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla
telif hakkı ödemeksizin yayınlayabilirsiniz.
Harun Yahya International © 2002.