 |
Evrim ve materyalizm gibi hurafelere inanmak ve bunları bilime rağmen savunmaya çalışmak, yaklaşık 150 yıldır bilim dünyasının önündeki en büyük engeldir. İnsanlık tarihi için de büyük bir zaman, emek ve para kaybı olan bu durumun önüne geçilmesi, ancak bilimin materyalizm tuzağından kurtarılarak doğru yönlendirilmesi ile mümkün olacaktır.
Bilim, evreni ve varlıkları incelemenin, Allah'ın yaratış sanatındaki ihtişamı keşfetmenin ve bu gerçeği insanlığa açıklamanın en hikmetli araçlarından biridir. Bu nedenle bilimsel araştırmaların Rabbimiz’in Kuran'da bildirdiği gerçekler doğrultusunda yönlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü;
- Kuran, bilimi teşvik eder.
- Kuran’da bildirilen gerçeklere göre yönlendirilen bilimsel araştırmalar çok hızlı ve kesin sonuçlar getirir.
- En önemlisi de evrenin ve canlılığın nasıl var olduğu sorusuna en doğru ve en kesin cevabı veren tek kaynak Kuran’dır.
Dolayısıyla doğru bir noktadan başlanarak yapılan araştırmalar, evrenin ve canlılığın var oluşuna ait sırları en kısa sürede, en az emek ve enerji harcayarak açığa çıkaracaktır.
Kuran'ın yol göstermediği bilim ise; ilerleme gösteremez, kesin sonuçlara ulaşması çok zaman alır ve hatta çoğu zaman sonuç alınması mümkün olmaz. Bu gerçeklerden oldukça uzak hareket eden materyalist bilim adamları tarafından yönlendirilen bilimin, özellikle son iki yüz yıldır, ne denli vakit kaybettiği gözler önündedir. Gerçekleri göremedikleri için bu yolda yaptıkları çalışmaların büyük kısmının heba olduğu ve bu uğurda harcanan trilyonlarca liranın nasıl boşa gittiği de ortadadır.
İşte bu nedenle, insanların kesin olarak bilmeleri gereken bir gerçek vardır: Bilim ancak Allah'ın sonsuz kudretini, evrendeki Yaratılış delillerini araştırmaya yöneldikçe doğru sonuçlara ulaşabilir. Ancak rotası doğru çizilirse, yani doğru yönlendirilirse bilimin gerçek amacına en kısa sürede ulaşması sağlanabilir.
Bilimin Doğru Yönlendirilmesi Neden Önemlidir?
Bilimsel bir sürecin ilk aşaması hipotez belirlemedir ve bu süreç, bilim adamlarının benimsediği temel bakış açısı ile ilgilidir. Örneğin bilim adamları, sahip oldukları temel bakış açısı nedeniyle, "maddenin, herhangi bir bilinçli düzenleme olmadan kendi kendini düzenleme yönünde bir eğilimi vardır" gibi akıl ve bilim dışı bir hipotezle yola çıkabilirler. Sonra da bu hipotezi doğrulamak için yıllar süren araştırmalar yapabilirler. Ama maddenin böyle bir özelliği yoktur ve dolayısıyla tüm bu çaba başarısızlıkla sonuçlanır; ortaya çok büyük bir zaman ve para kaybı çıkar. Oysa eğer başlangıçta "maddenin, herhangi bir bilinçli düzenleme olmadan kendi kendini düzenlemesi mümkün değildir" fikri ile yola çıkılsa, buna dayalı bilimsel araştırmalar çok hızlı ve verimli ilerler.
Dikkat edilirse, bu nokta, yani hipotezi doğru belirleme noktası, bilimsel bulgulardan farklı bir kaynağı gerektirmektedir. Bu kaynağı doğru tespit etmek ise çok önemlidir. Çünkü kaynağın yanlış belirlenmesi, bilim dünyasına, yıllar, onyıllar, hatta asırlar kaybettirebilir. İşte bu aranan kaynak, Allah'ın insanlara ulaştırdığı vahiydir. Çünkü Allah evrenin ve tüm canlıların Yaratıcısı'dır ve dolayısıyla bunlar hakkındaki en doğru, tartışmasız bilgi Allah'tan gelen bilgidir. Nitekim Yüce Allah Kuran'da bu konular hakkında bize önemli bilgiler vermektedir.
Kuran’da Haber Verilen Bilimsel Gerçeklerden Örnekler
- Allah, evreni yoktan var etmiştir. Materyalist bilim adamlarının iddia ettiği gibi, evrende hiçbir şey tesadüfi olaylar sonucunda veya kendiliğinden meydana gelmemiştir. Doğada ve tüm evrende tesadüflerin oluşturduğu bir kaos değil, Allah'ın üstün bir yaratılışla var ettiği kusursuz bir düzen bulunmaktadır.
- Üzerinde yaşadığımız Dünya'nın tüm özelliklerini, insan yaşamına uygun olması için Allah özel olarak yaratmıştır. Yıldızların ve gezegenlerin hareketlerinde, yeryüzü şekillerinde, suyun ya da atmosferin özelliklerinde, insan yaşamına imkan sağlayan belirli bir amaç bulunmaktadır.
- Tüm canlı türlerini Allah yaratmıştır. Dahası, bu canlıların hareketleri de Allah'ın özel ilhamıyla gerçekleşmektedir.
Yüce Allah Yaratılış hakkında bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
"Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir."(Furkan Suresi, 2)
Bu gerçekleri temel alan bir bilim anlayışı da hiç şüphesiz çok büyük bir başarı elde edecek, çok verimli bir biçimde insanlığa hizmet verecektir. Nitekim tarihte bunun açık örnekleri vardır. Müslüman bilim adamlarının 9. ve 10. yüzyıllar boyunca dünyanın en ileri medeniyetine öncülük etmeleri, bilimin yukarıda sayılan doğru temellere dayanarak geliştirilmesi sayesinde mümkün olmuştur. Batı'da da, fizik, kimya, astronomi, biyoloji, paleontoloji gibi bilim dallarının tüm öncüleri, Allah'ın varlığına inanan ve O'nun yarattıklarını inceleme amacıyla araştırma yapan büyük bilim adamlarıdır. Ancak 19. yüzyılın ortalarından bu yana, bilim dünyası Allah inancından uzaklaşarak, materyalist felsefenin etkisi altına girmiştir.
Yanlış Yönlendirilen Bilimin Çaresizliği
Materyalizm, maddenin mutlak varlığına inanır. Gerçekte Allah'ı ve O'nun mutlak hakimiyetini inkar etmek amaçlı bu iddialarını (Yüce Allah’ı tenzih ederiz.) bilim dünyasına aşamalı olarak benimseten materyalistler, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren de bilimsel araştırmaların önemli bir bölümünü bu iddiaları desteklemeye ayırmışlardır.
Ancak bugün geriye dönüp bakıldığında, materyalizmin iddialarının bilime sadece zaman kaybettirdiğini görürüz. Çünkü bu iddiaların her birini ispatlayabilmek için on yıllar boyunca sayısız bilim adamı çabalamış, ancak ortaya çıkan sonuçlar bu iddiaların geçersizliğini göstermiştir. Bulgular, Yüce Allah'ın Kuran'da haber verdiği gibi;
- Evrenin insan yaşamını gözeten bir amaca yönelik olarak yoktan yaratıldığını ve
- Canlılığın tesadüflerle doğması ve evrimleşmesinin imkansız olduğunu ispatlamıştır.
Evrendeki Düzeni İnkar Etmeye Yönelik Çalışmalar, Her sereferind Yaratılışı İspatlıyor
Evrendeki tüm denge, ahenk ve uyumun sadece tesadüflerin bir eseri olduğunu öne süren materyalistler, evrende bir amaç ve düzen olmadığını da iddia etmişlerdir. Bu iddia da yine 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bilim dünyasına hakim olmuş ve bilimsel çalışmalara yön vermiştir. Örneğin, evrende bir düzen olmadığını gösterebilmek amacıyla, "kaos teorisi" adlı bir varsayım ortaya atılmıştır. Bu teori uyarınca, kaosun (karmaşanın) içinden kendi kendine düzenlilik oluşabileceği iddia edilmiş ve bu iddiayı destekleyebilmek için sayısız bilimsel çalışma yapılmıştır. Matematiksel hesaplar, teorik fizik çalışmaları, fiziksel deneyler ve kimyasal araştırmalar, hep "evrenin bir kaosun ürünü olduğu yalanı nasıl kabul ettirilebilir" sorusuna cevap bulmak için sürdürülmüştür. Ancak bu amaçla yapılan her araştırma, evrende kusursuz bir yaratılış bulunduğunu göstermiş ve kaos ve tesadüf varsayımlarını biraz daha geçersiz kılmıştır. Özellikle 1960'lı yıllardan itibaren yapılan araştırmalar, evrendeki tüm fiziksel dengelerin insan yaşamı için çok hassas bir biçimde ayarlandığını ortaya koymaktadır.
Evrim Masalını Kanıtlama Çırpınışları Bilime Zarar Veriyor
Günümüzde hala iman etmeyen kişiler tarafından büyük destek gören Darwin'in evrim teorisi, bilimin yanlış temeller üzerine kurulmasının en somut örneğidir. 140 yıl öncesinde bilim dünyasının gündemine giren bu teori, gerçekte tüm bilim tarihinin en büyük yanılgısını oluşturmaktadır.
Evrim teorisi, canlılığın tesadüfler sonucunda bazı cansız maddelerin bir araya gelmeleriyle oluştuğunu iddia eder. Aynı iddiaya göre, tesadüfen oluşan bu canlılar yine tesadüfler sonucu evrimleşerek başka canlılara dönüşmüşlerdir. Bu senaryonun ispatlanması için bir buçuk asırdır çok büyük bir çaba harcanmakta, ama bilimsel deliller hep teorinin aleyhine çıkmaktadır. Bulunan bütün deliller evrimin asla gerçekleşmediğini, canlıların birbirine aşamalı dönüşümünün söz konusu olmadığını, tüm canlı türlerinin ayrı ayrı ve oldukları şekilde yaratıldıklarını göstermektedir. Tüm bu açık delillere rağmen, gerçek olmayan bir iddiayı ispatlamak adına evrimciler tarafından binlerce araştırma ve deney yapılmakta, sadece safsatalardan ve aldatmacalardan ibaret ciltlerce kitap yazılmakta, enstitüler kurulup, konferanslar verilip, televizyon programları hazırlanmaktadır. Bu sapkın yolda binlerce bilim adamının zamanının ve imkanın heba edilmesi insanlık için çok önemli bir kayıptır. Tüm bu zarar yerine eğer bu imkanlar yerinde kullanılmış olsaydı, bugüne kadar bilimde çok faydalı konularda, çok önemli adımlar atılmış, kesin sonuçlar elde edilmiş olabilirdi. Bazı bilim adamları ve düşünürler de, evrimin ne denli büyük bir yanılgı olduğunu görmektedirler. Örneğin Amerikalı felsefeci Malcolm Muggeridge, bu konuda şöyle der:
"Ben kendim, evrim teorisinin, geleceğin tarih kitaplarındaki en büyük alay konularından biri olacağına ikna oldum. Gelecek kuşaklar, bu kadar dayanaksız ve belirsiz bir hipotezin inanılmaz bir saflıkla kabul edilmesini hayretle karşılayacaktır." (Malcom Muggeridge, The End of Christendom, Grand Rapids: Eerdmans, 1980, s. 59)
Evrim ve materyalizm gibi hurafelere inanmak ve bunları bilime rağmen savunmaya çalışmak, psikolojik yönden bilim adamlarını da sıkıntıya sokar. Evrendeki ahenk ya da canlılardaki yaratılış, onlar için büyük bir sıkıntı kaynağı olur. Gördükleri apaçık delillere gözlerini kapatan bu kişilerde, doğal olarak gerçeklere karşı umursuzluk ve buna bağlı bir yargı bozukluğu gelişir.
Allah sonsuz ve mutlaktır; gücü sınırsızdır ve herşeyden haberdar olandır; varlığı sonsuzluğa dayanır; herşeyi yönetir, yapılan ve yapılacak olan herşeyi bilir. O sonsuz sınırsızdır; …Daimdir ve vardır; Varlığı daimdir, her yerde mevcuttur; her zaman ve her yerde var olmasıyla O, tüm zamanı ve aralıklarını yaratır. (Dan Graves, Scientists of Faith, s. 142-143)Isaac Newton
Allah'a iman eden bir insanın yaşadığı şevk ve heyecan, sadece bilim alanında değil, sanat, kültür gibi hayatın daha birçok alanında insanlara geniş ufuklar açar ve asla tükenmeden, hatta giderek daha da artarak devam eder.
Dünyadaki mevcut sistemin mükemmel bir şekilde planlamış olması, özellikle de hayvanların sahip oldukları ilginç özellikler, duyular ve hayranlık uyandıran yapıların hepsi tarih oyunca düşünürlerin Allah’ın varlığını Kabul etmelerine neden olmuştur. (Henry M. Morris, Men of Science Men of God, s. 47) Robert Boyle
Sonuç
Çevremizde ve içinde yaşadığımız evrende, evrim teorisinin kurucusu Darwin'i dahi rahatsız eden (Bir tavuskuşunun tüyü ise ne zaman baksam beni hasta ediyor.-Charles Darwin), yaratılışa ait olağanüstü deliller bulunmaktadır. Bir sivrisinekteki hayranlık verici sistem, bir tavus kuşunun kanatlarındaki muhteşem sanat, göz gibi kompleks ve mükemmel bir organ ve daha milyonlarca varlık iman eden insanlar için Allah'ın varlığının ve O'nun üstün ilminin ve aklının delillerinden yalnızca birkaçıdır. Yaratılış gerçeğini kabul eden bir bilim adamı da, doğayı bu gözle inceleyecek, yaptığı her gözlemden, düzenlediği her deneyden büyük bir zevk alacak ve Allah’ın izniyle yeni araştırmalar için ateşleyici güç bulacaktır. 9. ve 10. yüzyıllarda imanî sorumluluğun belirlediği çerçevede bilime hizmet eden, ilimin ancak Allah Katında olduğunu bilen Müslüman alimler, yaşadıkları döneme ve sonrasına nasıl rehberlik edebilmişlerse; güçlü bir samimiyetle Kuran'ın hikmetine sığınan bugünkü bilim adamlarımız da, bundan sonraki yüzyılları aydınlatacak gelişmelere, Allah'ın izniyle imza atacaklardır. Rabbimiz’in bildirdiği gibi "Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir..." (İsra Suresi, 9)
Derin bir imana sahip olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemiyorum. Bu durum şöyle ifade edilebilir: Dinsiz bir bilime inanmak imkansızdır!( John Clover Monsma, The Evidence Of God In Expanding Universe (Genişleyen Evrende Allah'ın Varlığının Delilleri), s. 256) Albert Einstein
Bilimin ilerleyebilmesi için, darwinizm ve materyalizm gibi 19. yüzyılın sapkın inançlarının bir kenara bırakılması ve özgürce düşünen ve gördüğü gerçeği kabul etmekten çekinmeyen bilim adamları gerekmektedir.
Bu makale, İlmi Araştırma Dergisi 46. sayı (Nisan 2008) 36. sayfada yayınlanmıştır.
Bu eser 1.333 kez incelendi.
|
 |
|